Advanced search in
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
4,531 Research products, page 1 of 454

  • Research data
  • Other research products
  • Ege University Institutional Repository

10
arrow_drop_down
Relevance
arrow_drop_down
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Galip Ersöz; Tankut İlter; Ömer Özütemiz; Serhat Bor; Gül Yüce;
    Country: Turkey

    Trucut biyopsisinin tanısal doğruluğunu ve rastlanılan komplikasyonlarım araştırmak amacıyla 82 (49 erkek, 33 kadın) olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 53 ±10 yıl olup, lezyonların 63'ü (% 76.8) sağ lob ve 19'u (% 23.2) sol lobda yerleşmiştir. Lezyon büyüklüğü 2 ile 14 cm arasında; 22 hastada lezyon çapı 3 cm altında, 60 hastada 3 cm üzerinde saptanmıştır. Alınan materyal sitolojik ve histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Altı hastada yetersiz örnek alınması ve 7 olguda ise klinik ön tanı ile uyumsuz sonuç rapor edilmesi nedeni ile (toplam 13 hastada) 1 hafta içinde ikinci kez aynı işlemler yapılmıştır. Bunlardan 7'sinde tanı kesinleşirken kalan 6 hastada diğer tanı yöntemlerine gereksinme olmuştur. Girişime bağlı olarak 11 hastada (% 13) ağrı kesici gerektirecek kadar ağrı olmuştur. Üç hastada karın ağrısı ile birlikte karın içi kanama bulguları ortaya çıkmıştır, bunlar konservatif tedavi ile (ortalama 2 Ü taze kan transfüzyonları yapılarak) düzelmiş ve cerrahi girişim gerekmemiştir. Girişime bağlı ölüm görülmemiştir. Fokal karaciğer leyonlarının tanısında bu yöntem genellikle yeterli, güvenilir bir yöntemdir. Eighty two (49 male/33 female) patients with focal liver lesions (mean age 53±10) were evaluated retrospectively to investigate the diagnostic value of ultrasound guided Trucut liver biopsy and complications of the procedure. Of biopsied lesions, 68% (63/82) were localised in right lobe of the liver and 23.2% (19/82) in the left. Lesions were 2-14 cm in diameter: in 22 cases smaller than 3 cm and in 60 cases larger than 3 cm. Biopsy material was evaluated cytologically and histopatologically. Insufficient material was obtained in six cases and in seven the histopathologic and clinical diagnosis repeated one week later. Following biopsy, II patients (13%) needed analgesics and three patients with intraabdominal bleeding were treated conservatively (a blood transfusion of 2 units each) with good effect. No surgery was required and no deaths occurred. Trucut biopsy was found to be a satisfactory and safe method of diagnosing focal liver lesions.

  • Other research product . Other ORP type . 2000
    Open Access Turkish
    Authors: 
    Cezmi Akkın; Emel A. Uçak; Tansu Erakgün; Sait Eğrilmez; Jale Menteş;
    Country: Turkey

    PURPOSE: It has been shown that a part of humor aqueous production directs posteriorly and this fluid is transported by retina pigment epithelium to choroidal circulation, especiaily in pathologic conditions such as a break in retina. Since the macular hole may represent a similar model, we investigated the effect of this transvitreal flow on intraocular pressure (IOP) in idiopathic macular hole cases. MATERIAL AND METHODS: In grade III and IV unilateral macular hole cases referred to our retina department, retinal examination and intraocular pressure measurement was done by different ophthalmologists. The patients who have been expected to have IOP abnormalities were excluded. The results were compared with the pressures of age-matched patients who have no disease other than simple refractive disorders. RESULTS: The average IOP was 13.86 ± 3.09 mmHg in the affected eyes, and 15.82 ± 2.34 mmHg in the fellow eyes of study group, consisted of 22 macular hole cases. The difference was 3.77 ± 2.22 mmHg (paired t test, p=0.000, significant). The average IOP was 14.44 ± 1.72 mmHg in right eyes and was 14.53±1.61 mmHg in left eyes of control group of 32 cases. The difference between the both eyes was 0.41±0.56 mmHg (paired t test, p=0.22, not significant). The overall pressure differences between the both eyes of macular hole group (3.77 ± 2.22 mmHg) and control group (0.41 ± 0.56 mmHg) was statistically significant (unpaired t test, p=0.000). CUNCLUSION: Considering the results of this study, it can be concluded that the IOP in eyes with macular hole is 3.77 ± 2.22 mmHg lower than their fellow eyes, the relationship of this finding with production rate of humor aqueous and transvitreal fluid transport should be further evaluated. AMAÇ: Retina bütünlüğünün bozulduğu patolojik durumlarda, üretilen hümör aközün bir kısmının arkaya yönlendiği ve retina pigment epiteli tarafından koroid dolaşımına aktarıldığı bilinmektedir. Bu transvitreal sıvı geçişinin göz içi basıncına etkisini, idyopatik olarak retina doku bütünlüğünün bozulduğu makula deliği olgularında inceledik. GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimiz retina birimine gönderilen tek taraflı evre III-IV makula deliği olgularında, retina muayeneleri ve göz içi basınç ölçümleri farklı hekimler tarafından yapıldı. Göz içi basınç değişikliğine yol açabilecek başka göz bulgusu olanlar çıkarıldı. Aynı yaş grubundan basit refraksiyon kusuru dışında problemi olmayan hastaların göz içi basınçlarıyla karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya alman 22 makula deliği olgusunda, etkilenen tarafta göz içi basıncı ortalama 13.86 ± 3.09 mmHg, sağlam gözlerinde 15.82 ± 2.34 mmHg. olarak bulundu. Aradaki fark 3.77 ± 2.22 mmHg (bağımlı t testi, p=0.000, anlamlı) idi. Kontrol grubundaki 32 olguda ise sağ göz ortalaması 14.44 ±1.72 mmHg ve sol göz ortalaması 14.53 ± 1.61 mmHg olarak saptandı. İki göz arasındaki fark 0.41 ± 0.56 mmHg (bağımlı t testi, p=0.22, anlamlı değil) idi. Çalışma grubunda gözler arası basınç farklılığı (3.77 ± 2.22 mmHg) ile kontrol grubundaki gözler arası basınç farkı (0.41 ± 0.56 mmHg) arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede fark vardı (bağımsız t testi, p=0.000). SONUÇ: Evre III-IV makula deliği olgularında etkilenen tarafta göz içi basıncının diğer göze oranla ortalama 3.77 ± 2.22 mmHg düşük olduğu, bunun hümör aköz yapım hızı ve transvitreal sıvı geçişi ile ilişkisinin araştırılması gerektiği sonucuna varıldı.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Erdoğan, Can Emre;
    Publisher: Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi
    Country: Turkey

    Tez üzerinde özeti mevcut olmadığı için bu alan boş bırakılmıştır.

  • Open Access English
    Authors: 
    Atalar, Mehmet Haydar; Şener, Rıfat Nuri; Yıldız, Bülent; Yıldız, Özlem Kayım;
    Country: Turkey

    [Özet Yok]

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Alpaydın, Sezin;
    Publisher: Ege Üniversitesi
    Country: Turkey

    *Bu çalışmanın başlıca amacı ALS olgularında yutmanın, solunumun, ve daha çok da yutma-solunum ilişkisinin klinik ve elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi, elde edilen verilerle disfaji ve dispne altında yatan bağımlı/ bağımsız patofizyolojiye ışık tutabilmektir. *Çalışmaya 93 ALS olgusu ve 31 sağlıklı kontrol alındı. ALS olguları patofizyolojiye yön verebileceği düşünüldüğünden bulber tutulum bölgelerine göre klinik bakı ve kraniyel kas EMG sonuçları ile 3 alt gruba ayrılarak incelendi (Bulber normal, Bulber UMN, ve Bulber Mikst). ALS olgularının sağlıklı kontroller ve ALS altgrupları arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya kondu. *12 bulber normal, 40 bulber UMN tutuluşlu, 41 hem UMN hem de AMN bulber tutuluşlu olgu mevcuttu. *70 olgu disfaji tanımlarken, 23 olgu disfaji tanımlamadı. *Ortalama disfaji süresi 7,4 aydı. *Disfaji yakınması olmayan olguların bir bölümü disfaji derecesi değerlendirmesi ile tanındı. Disfaji yakınması olmayan ve disfaji derecesi kapsamında ayrıntılı klinik sorgulama ve muayene ile saptanamayan bir grup olguda yutmaya yönelik yapılan elektrofizyolojik çalışmalar sonucunda subklinik disfaji saptandı. Bu şekilde disfaji saptanan olguların büyük çoğunluğu bulber UMN grubuna aitti. *Olguların çoğunluğu üst ekstremite başlangıçlıydı. *Bulber başlangıçlı olgularda hastanın disfaji yakınması daha erken gelişiyordu. *Disfaji süresi uzadıkça disfaji derecesi artıyor, elektrofizyolojik karşılığı olarak DL'i düşüyordu. *Ortalama ALSFRS-r skoru 35,7ydi. Hastaların klinik farklılıklarına karşın ALSFRS-r skorlarında anlamlı fark yoktu. *25 olgu solunum sıkıntısı tanımlarken, sadece 8 olgunun bilinen solunumsal hastalık tanısı vardı. *Yutma ve solunuma yönelik elektrofizyolojik çalışmalar kapsamında 3ml tek yutma analizi (SBA), disfaji limit (DL), 100 ml bardaktan su içme (BSİ), 100ml bardaktan su içme sırasında solunum kayıtlaması (solBSİ), spontan solunum kayıtlama ve komutla apne testleri yapıldı. *ALS olguları NK'lar ile karşılatırıldığında SBA parametrelerinde en belirgin fark yutmanın total süresinde ve yutmanın tetiklenmesinde uzamaydı. *Bir kerede yutulabilen Volum yani ortalama DL'i 9,6 idi. Sırası ile bulber N, UMN ve Mikst gruba doğru azalmaktaydı. Aynı zamanda disfaji tanımlayan %15 olguda DL patolojikti. *En şiddetli disfaji bulber mikst tutuluşlu olgulardaydı. *Disfaji derecesi arttıkça DL'i düşmekteydi. *ALS olguları 100 ml suyu daha yavaş, daha uzun sürede ve daha çok yutma yaparak içiyorlardı. Yutma kapasiteleri düşüktü. * Yutma sayı ve süresinde artış, hız ve kapasitede düşüş en belirgin mikst gruptaydı. *DL'i yüksek olguların hız ve kapasiteleri de yüksekti. *DL'i düşük olguların yutma sayı ve süreleri yüksekti. *Sağlıklı gönüllerin ortalama yutma sırasında yaptıkları apne süresi 8,1sn bulundu. Tüm sağlıklı gönüllülerde yutma solunum ilişkisi korunmuştu, yani apne kesintisizdi. Çoğu olguda apne ekspiryumla sonlanıyordu. *ALS olgularının 59'unda yutma sırasında gözlenen apne kesintisiz iken, 33 olguda apne bölünmüştü. *ALS olgularından apneyi bölmemişlerin ölçülebilir ortalama yutma sırasında apne süresi normal kontrol değerlerinden uzundu. *Mikst grup olgularının yarıdan fazlasında apne bölünmüştü ve apne bölünme sayısı 2 veya >3'tü. *Apneyi bölenlerin büyük çoğunluğu Mikst gruba aitti. *Kesintisiz apnenin yarıdan fazlası UMN gruba aitti. *NK grubunda spontan solunum sayısı ortalaması 15,1/50 sn idi. * NK grubunda komutla apne süresi ortalaması 19,8 sn idi. *ALS spontan solunum sayısı ortalaması 17,5'di.(anlamlı) *ALS'de komutla apne ortalama süresi 15,9'du. (anlamlı değil) * Komutla apne süresi grup bireysel patolojilerinde mikst grupta daha belirgindi. * 3 ALS alt grubu arasında anlamlı solunum sayısı farkı vardı. Mikst gruba doğru artıyordu. Komutla apne, yutma sırasında apne süresi ve apne sırasında yutma sayıları farklı değildi. *ALS olgularının çoğunluğu 100ml suyu çok sayıda uzun sürede yutma yaparak tamamlıyor olmasına rağmen kesintisiz uzamış apne ile eşlik edebilen bir alt grubu da mevcuttu.. *Bu nedenle ALS olguları solBSİ'de apneyi bölenler ve bölmeyenler olmak üzere iki gruba ayrıldı. Patofizyolojiye ışık tutabileceği düşünülerek bu iki grup arasındaki farklar tanımlanmaya çalışıldı. *Bu iki grup, yani yutma sırasında apnesi bölük olanlar ile kesintisiz olanlar arasında anlamlı DL ve BSİ parametre farkı vardı. Bu fark en belirgin hız ve yutma süresindeydi. Yani ALS olgularından apneyi bölmüş olanlar 100 ml bardaktan suyu daha yavaş ve uzun sürede içenlerdi ve bunların disfajileri apneleri kesintisiz gruba göre şiddetliydi.Bu grubun komutla apne süresi daha kısa iken spontan solunum sayıları arasında fark yoktu. *UMN ve mikst gruplar içinde apnesi bölünmüş ve bölünmemiş olgular spontan solunum sayısı ve emirle apne süresi açısından karşılaştrıldığına anlamlı fark saptanmadı *Apnenin bölük olmasında solunumdan çok disfajinin, özellikle yutma hızı ve süresinin, etkili olduğu, yani apneyi bölen grubun daha düşük hızda ve daha uzun sürede yutabildiği için apnenin kesintili olduğu düşünüldü. *Sonuç olarak sağlıklı gönüllülerde ve ALS olgularında yaptığımız yutma ve solunum ilişkisine yönelik elektrofizyolojik çalışmalarda; yutma sırasında apnenin bölük olmasında, yani yutma solunum ilişkisinin bozulmasında, solunumdan çok disfajinin, özellikle de yutma hız, süre ve kapasitesindeki patolojilerin rolünün olduğu saptanmıştır. Bu bulguların bulber AMN ve UMN tutuluşun birlikte görüldüğü olgularda belirgin olması, bu olgulardaki UMN patolojisine ek olarak bulber yutma merkezindeki santral patern jeneratörün tutuluşunun rolünü düşündürmektedir ve olasılıkla bu patolojide CPG'nin rolünün UMN tutuluşuna göre daha ön planda olabileceğini göstermektedir. ALS olgularında yutma-solunum ilişkisinin elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi disfajinin saptanması yanında yutma-solunum ilişkisindeki diskoordinasyon ve bunun fizyopatolojisine dair katkı sağlayıcı değerli bilgiler vermektedir.

  • Other research product . Other ORP type . 1996
    Open Access Turkish
    Authors: 
    Saydam, Güray; Sibel Boyvada; Fehmi Akçiçek;
    Country: Turkey

    EDRF and haemodynamic effects EDRFfendothelium derived relaxing factor=NO) is one of the most important mediator which effects systemic and local factor on renal haemodynamica and renal blood supply. NO participates in the regulation of renal haemodynamics and renal excretory function under basa! and stimulated conditions. In the hypetensive state, it has been suggested stongly that existence of a state of deficient poduction of NO in experimental and human hypertension. We rewieved the effect of NO on renal haemodynamics and hypertension. Sistemik ve lokal faktörlerin renal kan akımı ve hemodinamik tablo üzerine etkileri incelendiği zaman, karşımıza pek çok mediator çıkmakta ve bunlann başında EDRF (endotel kökenli gevşetin faktör=NO) gelmektedir. EDRF'nin hem bazal hem de uyarılmış şartlarda renal hemodinamik ve renal ekskratuar fonksiyon üzerine düzenleyici etkisi olduğu saptanmıştır. Hipertansif durumlarda, deneysel ve insan olgularında, yetersiz NO sentezi olduğu da gösterilmiştir. Bu derlemede, NO'nun renal hemodinamik ve hipertansiyondaki rolüne değinilmiştir.

  • Open Access Turkish
    Publisher: Ege Üniversitesi
    Country: Turkey

    Bu çalışmada, seralarda tamamlayıcı aydınlatma uygulamalarında kullanılabilecek farklı tip LED ışık kaynaklı aydınlatma ünitelerinin FAR dağılımına ilişkin verilerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Ayrıca, yerli olarak imal edilen LED ışık kaynaklarının eş FAR dağılımı yapabilecek tertiplemelerinin ortaya konması ve her çalışma koşulu için etkinliklerinin saptanması da çalışma kapsamında gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda özellikle seralar için geliştirilen dört adet yerli yapım LED ışık kaynaklı aydınlatma ünitesi ele alınmıştır. FAR ölçümleri özel olarak hazırlanan karartılmış deneme odası içerisindeki ölçüm düzeneği ile gerçekleştirilmiştir. Ölçüm düzeneğinde FAR ölçümü, 3x3 m boyutlarındaki alan içerisinde 10x10 cm kare ağ yapısında toplam 961 noktadan yapılmıştır. FAR algılayıcısı ile aydınlatıcılar arası mesafe 31.6, 50, 75, 100, 125 ve 150 cm olarak dikkate alınmıştır. Değerlendirmelerde değişik eş dağılım katsayıları hesaplanmış ve farklı tertip durumları için FAR eş aydınlık eğrileri ortaya konulmuştur. Farklı asılma yüksekliği ve dikkate alınan farklı yerleşim aralıkları için belirlenen en düşük ve en yüksek günlük ışık birikimi değerleri A, B, C ve D tipi ışık kaynakları için sırasıyla 23.8 – 9.3, 13.8 – 3.6, 2.1 – 1.3 ve 2.2 – 1.1 mol·m−2·gün−1 olarak belirlenmiştir. Günlük ışık birikimi açısından, A ve B tipi ışık kaynaklarının söz konusu yerleşim durumunda hem tam yapay hem de tamamlayıcı fotosentez aydınlatma uygulamalarında, C ve D tipi ışık kaynaklarının ise yalnızca tamamlayıcı fotosentez aydınlatma uygulamalarında kullanılabileceği söylenebilir. Tüm LED ışık kaynaklarının, 100, 125 ve 150 cm asılma yüksekliğinde ve dikkate alınan yerleşim aralıkları için farklı dağılım düzgünlüğü değerlendirme kriterlerine göre kabul edilebilir bir FAR eş dağılımına sahip olduğu belirlenmiştir. In this study, it is aimed to determine the data of PAR distribution of different types of locally produced LED light sources which can be used in complementary lighting applications in greenhouses. Besides, it was also carried out within the scope of the study to determine the arrangements that could make the uniform PAR distribution and working efficiency in the LED light sources. In this context, four locally produced LED light sources developed for greenhouses were having been considered in the study. The PAR measurements were carried out within the specially designed testing unit in a dark room. The PAR measurement points in the testing unit consist of a total of 961 measurement points in the 10x10 cm square grid within the 3x3 m dimensions. The height between the PAR sensor and the LED light source was considered as 31.6, 50, 75, 100, 125 and 150 cm. In the evaluations, different uniformity coefficients were calculated and PAR distribution patterns were determined for a different arrangement. The minimum and maximum daily light integral values for A, B, C, and D type light sources for different hanging heights and considered spacings were determined as 23.8 – 9.3, 13.8 – 3.6, 2.1 – 1.3 and, 2.2 – 1.1 mol·m−2·day−1, respectively. In terms of daily light integral, it can be said that A and B type light sources can be used in both full artificial and supplementary lighting and, C and D light sources can be used only in supplementary lighting for PAR applications. It was determined that all LED light sources had acceptable PAR uniformity according to the different distribution uniformity evaluation criteria for 100, 125 and 150 cm hanging height and the considered spacings.

  • Other research product . Other ORP type . 1998
    Open Access Turkish
    Authors: 
    Ömer Topalak; Galip Ersöz; Çiğdem Dinçer; Ömer Özütemiz; Oktay Tekeşin; Yücel Batur;
    Country: Turkey

    Kronik pankreatit olgularında pankreatik lipaz eksikliğine bağlı gelişebilecek olan steatorenin engellenmesinde gastrik lipaz enziminin koruyucu rolü olduğu bildirilmektedir. Bu koruyucu rolün kompansatuvar gastrik lipaz artışından mı yoksa kronik pankreatik ekzokrin yetersizliğe bağlı gastroduodenojejunal içerikte ortaya çıkan değişikliklerle gastrik lipaz aktivitesinin sürekliliğindenmi kaynaklandığı kesinlik kazanmamıştır. Bu çalışmada amaç kronik pankreatit olgularında doku gastrik lipaz aktivitelerinin sağlıklı kontrol olgularına göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek , ayrıca kronik pankreatit olgularında alkol tüketiminin doku gastrik lipaz aktivitesi üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya 1994-1996 yılları arasaında kliniğimizde yatarak kronik pankreatit tanısı almış 11'i alkol kullanmayan 9' u kullanan toplam 20 ve endoskopi ünitesine başvuran, pankreas bezi patolojisi bulunmayan, alkol kullanmayan, yaş grubu uyumlu 8 kontrol olgusu alınmıştır. Olgularda 12 saat açlık sonrasında endoskopik olarak görerek fundusdan alınan biopsilerde gastrik lipaz aktiviteleri saptanmıştır. Ortlama gastrik lipaz aktivitesi kontrol olgularında 9349$\pm$5682 IU/gr, kronik pankreatit olgularında 13624$\pm$6600 IU/gr bulunmuş olup fark istatistiksel olarak anlamlıdır.(p:=0.02) Subgruplara ayrılarak incelendiğinde gastrik lipaz aktiviteleri alkol kullanan kronik pankreatit olgularında 8364$\pm$5236 IU/gr , alkol kullanmayan kronik pankreatit olgularında 17927$\pm$4133 IU/gr bulunmuş olup alkol kullanmayan kronik pankreatit olgularında normallerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde gastrik lipaz aktivitesinde artış izlenirken (p:=0.0035) bu fark alkol kullanan olgularda saptanmamıştır.(p:=0.72) Bu bulgular alkol kullanmayan kronik pankreatit olgularında muhtemelen pankreatik lipaz düzeylerinde azalmaya sekonder kompansatuvar gastrik lipaz aktivitelerinde artış olduğunu, alkol kullanan kronik pankreatit olgularında muhtemelen alkolün gastrik mukozaya toksik etkisiyle kompansatuvar artışın oluşmadığını düşündürmüştür. It has been reported that gastric lipase would have protection on steathorea due to pancretic lipase insufficiency in chronic pancreatitis. It is not yet understood wheather this protective effect depends on the compansatuar mechanism of gastric lipase increase or it depends on gastric lipase continue activity which is occured by the chancing of gastroduodenojejunal component due to incufficient pancreatic exocrine function in chronic pancreatitis. The purpose of this study was to compare tissue gastric lipase activities in patients with chronic pancreatitis and healthy control groups, and evaluation of the effect of alcohol abuse on tissue gastric lipase activities in patients with chronic pancreatitis. Total 20 chronic pancreatit patients who diagnosed between 1994-1996 in our department and 8 healthy control patients included in this study. After 12 hours fasting, gastric lipase activity was tested in fundal biopsies which were obtained with endoscopie evaluation. The mean gastric lipase activity was 9349±5682 lU/gr in control group while it was 13624±6660 lU/gr in patients with chronic pancratitis (p=0.02). These activities were 8364 ± 5326 lU/gr and 17927±4133 lU/gr in the group of chronic pancreatitis with alcohol history and without alcohol respectively. There was statistical meaning on gastric lipase activity increase between normal group and chronic pancretitis patients without alcohol history (p:= 0.0035) while there was not difference between normal group and chronic pancreatit patients with alcohol history (p:= 0.72). In the result, these data shown that the gastric lipase activity was increased secondary to the decreased pancreatic lipase level in chronic pancreatit patients without alcohol abuse. However alcohol toxicity on gastric mucosa was resulting in the failing of compansatuar mechanism of the gastric lipase increase in the group of chronic pancretit patients with alcohol history.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Öztürk, Tülay;
    Publisher: Ege Üniversitesi
    Country: Turkey

    AMAÇ: Çalışmamızın amacı, ultrasonografik elastografi tekniğinin, servikal lenf nodülü büyümelerinin malign ya da benign etiyolojisinin ortaya konulmasında, B-mod ve renkli "power" Doppler ultrasonografi teknikleri ile karşılaştırılması ve bu yöntemlere olası tanısal katkısını araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Ağustos 2010 ve Mart 2012 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran, yüzeyel servikal lenf nodülü büyümesi saptanan ve Radyoloji Anabilim Dalı{na boyun ultrasonografi incelemesi için refere edilen, yaşları 2-84 arasında değişen 40 olguda bulunan 40 lenf nodülü (malign, n=14; benign, n=26) dahil edildi. Tüm olgular, gerçek zamanlı elastografi yazılımı bulunan ultrasonografi cihazı ile değerlendirildi. Görüntüleme sırasında lenf nodüllerinin bulunduğu seviye, kısa eksen, uzun kısa eksen oranı, hilus varlığı, iç yapısı, mikrokalsifikasyon varlığı, vaskülariteleri değerlendirildi. Renkli “power” Doppler US`de lenf nodülleri vaskülarizasyon tiplerine göre 4 gruba ayrıldı. US elastografi incelemesinde lenf nodülleri içerdikleri sert alan yüzdelerine göre derecelendirildi ve 5 gruba ayrıldı. Lenf nodüllerinin benign ve malign ayrımında histopatolojik bulgular, klinik ve laboratuar verileri referans olarak alındı ve görüntüleme bulguları ile karşılaştırıldı. BULGULAR: Benign grubu, Kikuchi hastalığı (n=1), Rosai-Dorfman hastalığı (n=1), benign sitoloji (n=4), nonspesifik reaktif hiperplazi (n=4), granülomatöz lenfadenit (n=3) ve akut lenfadenit (n=13) olguları; malign grubu ise lenfoma (n=4) ve metastaz (n=10) olguları oluşturmaktaydı. Benign ve malign lenf nodülünü ayırt etmede duyarlılık, özgüllük, ve doğruluk değeri yüzdeleri sırasıyla, B-mod US %100, %57,7, %72,5, renkli “power” Doppler US %100, %65,4, %77,5 ve US Elastografi %50, %88,5, %75 olarak hesaplanmıştır. Elastografi skorlarının belirlenmesinde gözlemciler arasındaki ("inter-observer") tutarlılığının uyum gücü ‘çok iyi' (m=0.807); gözlemcilerin kendi içindeki ("intra-observer") uyum gücü 1. gözlemci için ‘iyi' (m=0.684); 2. gözlemci için uyum gücü ‘çok iyi' (m=0.968) olarak belirlendi. SONUÇ: US elastografi lenf nodüllerinin ayırıcı tanısında B-mod ve renkli “power” Doppler ultrasonografi bulgularına tanısal katkı sağlayan özgüllüğü yüksek bir görüntüleme yöntemidir.

  • Other research product . Other ORP type . 1997
    Open Access English
    Authors: 
    Ercan Ok; Okan Gülbahar; Şahin Aydın; Gülçin Başdemir; Ayşın Zeytinoğlu;
    Country: Turkey

    A young boy, who suffered from a febrile upper respiratory tract infection 10 days before admission, had symptoms of acute glomerulonephritis with decreased urine volume, swelling of the feet and dyspnea. Renal biopsy showed diffuse cellular proliferation of the glomeruli compatible with healing acute post infectious glomerulonephritis. The normal values ofASO tit¬ter and C$ degree suggested that the glomerulonephritis was non-streptococcal in origin. Although the symptoms of congestion has improved rapidly with therapy, the echocardiographic findings such as global hypokinesia, low ejection fraction and dilation of the right atrium, ST-T wave changes in the electrocardiography and elevated serum levels of CPK showed coexistence of myocarditis. Tests for neutralization showed a recent Coxsackie B2 or B3 virus infection.

Send a message
How can we help?
We usually respond in a few hours.