Advanced search in
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
144 Research products, page 1 of 15

  • Other research products
  • 2018-2022
  • Open Access
  • Other ORP type
  • Ege University Institutional Repository

10
arrow_drop_down
Relevance
arrow_drop_down
  • Open Access English
    Authors: 
    Atalar, Mehmet Haydar; Şener, Rıfat Nuri; Yıldız, Bülent; Yıldız, Özlem Kayım;
    Country: Turkey

    [Özet Yok]

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Dumanoğlu, Zeynep; Geren, Hakan;
    Country: Turkey

    To evaluate the influence of different N and P levels on the productivity of amaranth, a pot experiment under outdoor condition was conducted on a amaranth genotype (cv. Don Juan) with five nitrogen (0, 50, 100, 150, 200 kg·ha-1) and three phosphor levels (0, 50, 100 kg·ha-1). Some traits tested in the experiment were plant height, harvest index and grain yield, crude protein content and weight of thousand grain. Results indicated that increasing N and P levels positively affected above mentioned traits compared to the control, and the highest grain yield for amaranth obtained from 100 kg P and 150 kg N application per hectare. Farklı azot ve fosfor seviyelerinin horozibiği verimliliği üzerindeki etkisini değerlendirmek için “Don Juan” isimli horozibiği genotipinde, beş azot (0, 5, 10, 15, 20 kg/da) ve üç fosfor (0, 5, 10 kg/da) seviyesinin araştırıldığı bir saksı denemesi dış ortamda yürütülmüştür. Çalışmada bitki boyu, hasat indeksi, tane verimi, tane ham protein oranı ve 1000 tane ağırlığı gibi özellikler incelenmiştir. Sonuçlar, kontrol uygulamasına göre artan N ve P seviyelerinin verim ve verim unsurlarını olumlu yönde etkilediğini ve en yüksek tane veriminin dekara 10 kg P ve 15 kg Nuygulamasından alındığını göstermiştir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Ergönül, Ayşe Gül; Akçam, Tevfik İlker; Özdil, Ali; Turhan, Kutsal; Çakan, Alpaslan; Nart, Deniz; Çağırıcı, Ufuk;
    Country: Turkey

    Amaç: Malign plevral mazotelyoma (MPM) kötü prognozlu ölümcül bir hastalıktır. MPM için ortalama sağ kalım 4-18 ay arasında değişmektedir. MPM’de tüm tedavilere rağmen yüksek mortalite görüldüğünden, elimizdeki bilinen tüm tedaviler hastalara uygulanabilmektedir. Bu nedenle tümör evresine, hasta performansına, histolojik alt tipine göre; cerrahi, kemoterapi, radyoterapiyi içeren multimodal tedavi rejimleri söz konusu olmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Ege Üniversitesi Hastanesi veri tabanındaki 1992-2017 yılları arası 241 malign plevral mezotelyoma hastasının epidemiyolojik ve genel sağ kalım özellikleri istatistiksel açıdan global sonuçlarla karşılaştırılacak ve malign plevral mezotelyoma verileri değerlendirilecektir. Bulgular: Kayıtlı toplam 240 hastanın 154’ü (%64) erkek, 86’sı (%36) kadındı. Yas ortalaması 56 (19- 78) idi. Sağ kalım değerlendirilmesinde yapılan tedavilerin sağ kalıma etkisine bakıldığında en iyi sonucun (ortalama sağ kalım 24 ay, beş yıllık yaşam %16, p?0.001) kombine tedavi ile sağlandığı görülmüştür. Patolojik alt grupların sağ kalıma etkisine bakıldığında (Grafik 5) epiteloid mezotelyoma alt tipinin de anlamlı olarak daha iyi yaşam süresi gösterdiği bulunmuştur (ortalama sağ kalım 24 ay, beş yıllık yaşam %15, p<0,001). Sonuç: Malign mezotelyomada en başarılı sonuçlar kombine tedavilerle elde edilmektedir. Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedavinin beraber uygulanabildiği hastalarda sağ kalım uzamaktadır. Hasta sayısı arttıkça ve düzenli bir kayıt sistemi ile ilerleyen yıllarda daha sağlıklı sonuçlar verebileceğimizi düşünüyoruz. Aim: Malignant pleural mesothelioma is a fatal disease with poor prognosis. Mean survival in mesothelioma varies between 4-18 months. Because of the high mortality rate despite all the treatments, all the known treatments can be applied to the patients. Therefore, according to tumor stage, patient performance, histological subtype; multimodal treatment regimens including surgery, chemotherapy and radiotherapy. Materials and Methods: In this study, epidemiological and general survival characteristics of 241 malignant pleural mesothelioma patients in the database of Ege University Hospital between 1992 and 2017 will be compared statistically with global results and malignant pleural mesothelioma data will be evaluated. Results: Of the total 240 patients enrolled, 154 (64%) were male and 86 (36%) were female. When the survival effect of the treatments was evaluated, it was seen that the best result (median survival 24 months, 5-year survival 16%, p < 0.001) was achieved with combined therapy. When the effect of pathological subtypes on survival was examined, it was found that epitheloid mesothelioma subtype showed significantly better survival. Conclusion: The most successful results in malignant mesothelioma are obtained with combined therapies. Survival is prolonged in patients with chemotherapy, radiotherapy and surgical treatment. We believe that as the number of patients increases and with a regular registration system, we can achieve healthier results in the years to come.

  • Open Access
    Authors: 
    Türkoğlu, Tayfun; Başok, Nilay;
    Country: Turkey

    Klasik Yönetim anlayışından Mükemmellik Modeline uzanan yolculukta liderler çalışanlarına değer vererek ve onları kurumlarının önemli bir paydaşı olarak görerek kurumsal bağlılıklarını arttırmakta ve kurum kültürünün yaygınlaşmasını sağlamaktadır. Toplam Kalite Yönetimi (TKY) uygulamaları işletmelerde sürekli gelişimi ve iyileşmeyi hedef aldığından; küreselleşen dünyada kurumsal kimliği, kurumsal imajı, kurumsal itibarı ve kurum kültürünü çalışanlarının içselleşmiş desteği ile oluşturmak ve geliştirmek isteyen yöneticiler tarafından öncelikli olarak tercih edilen yöntemlerdendir. İnsana ve iletişime değer veren modern yöneticiler tarafından EFQM Mükemmellik Modeline ait dokuz kriter başlığı altında yapılan kurumsal iletişim çalışmaları sonucunda; kurumsal bağlılığın arttığı, kurum kültürünün tüm çalışanlarda daha hızlı yayıldığı, çalışanların kendisini kurumun önemli bir paydaşı olarak gördüğü, kurumun imaj ve itibarının yükselmesi için daha çok gönüllü olarak çalıştıkları ve kurumun kalite başarı puanının yükseldiği tespit edilmiştir. In the journey from classical management understanding to the excellence model, leaders are raising their employees’ corporate commitment and providing a spread in corporate culture by enhancing their employees and seeing them as an important stakeholder of their corporation. Because of the fact that implementations of Total Quality Management (TQM) setting sight on continuous development and amelioration, in the globalizing world these are primarily preferred methods by managers who wants to create and improve corporate identitiy, corporate image, corporate reputation and corporate culture via employees’ internalized support. As a result of studies carried under the title of European Foundation for Quality Management Excellence Model by managers that enhance people and communication; raising institutional commitment, faster spread of corporation, their voluntarily work to raise public opinion and dignity of the corporation and corporation’s rise in quality success point were observed.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Batu, Mikail; Kayacan, Şehriban;
    Country: Turkey

    Nowadays, the world, which rapidly changes and develops, has also created the competitive environment. In the conditions of competition, the institutions need corporate communication project to change. These efforts reveal how to be a brand. The institutions, which arrange corporate communication projects, move in the direction of being a brand. With these projects, institutions increase the life quality of the people, enhance the employment opportunities, and also create a positive image in the minds of the people. A lot of institutions organize projects to maintain their existences, gain the confidence of the people and provide material and moral support. The main goal of these projects is that institutions should be positively supported and perceived by the people. Therefore, effective projects have been occasionally developed in order to meet their needs. In this study, 30 district municipalities in Izmir city are determined as the target population of the study. 6 district municipalities are examined as samples. The purpose of the study is to measure the perception in the minds of the people in these districts that are formed by the corporate communication projects conducted by the 6 municipalities which are sample of the study. Information about the corporate communication projects are got by the municipalities and the people in these districts, and brand perceptions of these municipalities are determined. The study is also conducted in depth interviews with public relations and press directors of the municipalities. In-depth interviews are conducted with 5 participants from each district. The purpose of this method, it enables to identify the same or different views of the people and to make comparisons according to these data. In addition to the questions asked during the interview, gathering different data is also one of the reasons to prefer this method. With this method, perceptions and attitudes towards corporate communication projects are revealed and research problems are analyzed. According to the results of the analysis and evaluation of the data, it emerges that corporate communication projects affect the brand perceptions of the municipalities. The study concludes with the recommendations. Hızla gelişen ve değişen dünya, günümüzde yeni rekabet ortamları yaratmaktadır. Kurumlar, rekabet koşullarında farklılaşmak için kurumsal iletişim projelerine ihtiyaç duymaktadır. Kurumsal iletişim projeleri gerçekleştiren kurumlar, markalaşma yönünde adımlar atmaktadır. Kurumlar yaptıkları bu çalışmalarla halkın yaşam kalitesini arttırmakta, istihdam olanaklarını geliştirebilmekte aynı zamanda halkın zihnindeki imajlarını pozitif yönde etkilemektedir. Birçok kurum varlığını sürdürebilmek, halkın güvenini kazanabilmek, halka maddi ve manevi fayda sağlayabilmek için projeler yapmaktadır. Kurumların halk tarafından olumlu algılanması ve desteklenmesi projelerin en temel amaçlarıdır. Bu doğrultudan halktan kopmadan, onların ihtiyaç ve gereksinimlerini karşılamak adına zaman zaman etkili projeler geliştirilmektedir. Bu çalışmada İzmir kentindeki 30 ilçe belediyesi çalışmanın evreni olarak belirlenmiştir. 6 ilçe belediyesi ise örneklem olarak incelenmiştir. Çalışmanın amacı örneklem olarak belirlenen 6 belediyenin yürüttüğü kurumsal iletişim projelerinin bu ilçelerde yaşayan insanların zihinde oluşturduğu algıyı ortaya koymaktır. Görüşme yapılan belediyeler ve bu ilçelerde yaşayan halktan kurumsal iletişim projelerine yönelik bilgiler alınmış ve bu belediyelerin marka algıları tespit edilmiştir. Çalışma da belediyelerin halkla ilişkiler ve basın yayın müdürü ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Örneklem olarak alınan her ilçeden 5 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu çalışmada derinlemesine görüşme yönteminin seçilmesinin amacı bu yöntemin insanların görüş paralelliği ya da farklılığının saptanabilmesine ve buna göre karşılaştırmalar yapılabilmesine imkan vermesidir. Görüşme sırasında sorulan sorular dışında farklı bilgiler elde edilebilmesi de yöntemin tercih edilme sebeplerindendir. Bu yöntem ile kurumsal iletişim projelerine karşı olan algı ve tutumlar ortaya konulmuş ve araştırma problemleri yorumlanmıştır. Elde edilen verilerin analiz ve değerlendirme sonuçlarına göre kurumsal iletişim projelerinin belediyelerin marka algısına etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışma öneriler ile sonlandırılmıştır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Pınar Fedakar; Gonca Kuzay Demir;
    Country: Turkey

    Somut Olmayan Kültürel Miras [SOKÜM], “sözlü anlatımlar, sözlü gelenekler, gösteri sanatları, toplumsal uygulamalar, ritüel ve festivaller, halk bilgisi, evren ve doğa ile ilgili uygulamalar, el sanat- ları geleneği gibi kültürel ürünleri ve üretim süreçlerini” kapsayan bir kavram olarak kullanılmakta- dır. UNESCO’nun 17 Ekim 2003 tarihinde kabul edilen Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’nde belirtildiği gibi, “Somut Olmayan Kültürel Miras [SOKÜM], kültürel çeşitliliğin potası ve sürdürülebilir kalkınmanın güvencesi olarak önemini göz önünde tutarak” sözleşmeyi kabul eder. UNESCO’nun 2005 Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’nde ise “kültürel çeşitlili- ğin, tercihlerin çeşitliliğini arttıran ve insani kapasiteler ile değerleri besleyen zengin ve çeşitli bir dün- ya yarattığının ve bu nedenle toplumlar, halklar ve uluslar için sürdürülebilir kalkınma için ana etkeni olduğu” vurgulanır. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 195 ülkenin kararı ve katkısı ile sözleşmeleri çerçevesinde faaliyetleri yönlendiren UNESCO, tüm dünyada insanlığın ortak kültürel mirasının be- lirlenmesi, belgelenmesi ve yaşatılması hedeflenen kültürel miras için farkındalık oluşturulması ve görünürlüğünün artırılmasına yönelik çalışmalar yapmaktadır. Somut Olmayan Kültürel Mirasın Ko- runması Sözleşmesi çerçevesinde, “Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri” ve “Yaşayan İn- san Hazineleri Ulusal Envanteri” şeklinde iki liste oluşturulmuştur. Somut olmayan kültürel mirasın korunmasında geleneğin aktarılmasını merkeze alan sözleşme gereği, geleneğin üreticisi, aktarıcısı ve taşıyıcısı olan ustaları belirlemek ve desteklemek amacıyla oluşturulan “Yaşayan İnsan Hazineleri Ulusal Envanteri”ne Türkiye’de 2018 yılı itibariyle kayıtlı 30 usta bulunmaktadır. Bu makalede, Ya- şayan İnsan Hazineleri (YİH) Programı, kültürel çeşitlilik ve sürdürülebilir kalkınma perspektifinde ele alınarak, Türkiye’deki Yaşayan İnsan Hazineleri politikaları ve uygulamaları 2003 sözleşmesinin sürdürülebilirlik ilkesine uygunluğu bağlamında tartışılmaktadır. Yaşayan İnsan Hazineleri ile ilgili Türkiye’deki politika ve uygulamalar, dünyadaki Yaşayan İnsan Hazineleri politikaları ve uygulama- larıyla karşılaştırılmaktadır. Elde edilen verilere göre, Yaşayan İnsan Hazinelerini desteklemeye ve bu ustaların üreticisi, aktarıcısı ve taşıyıcısı olduğu geleneğin sürdürebilirliğini sağlamaya yönelik tespit ve önerilere yer verilecektir. Intangible Cultural Heritage, oral expressions, oral traditions, performing arts, social practices, ritual and festivals, public knowledge, applications related to the universe and nature, cultural pro- ducts such as crafts tradition and production processes is used as a concept covering. As set out in the Convention on the Protection of the Intangible Cultural Heritage adopted by UNESCO on 17 October 2003, ’Intangible Cultural Heritage [ICH] accepts the Convention, taking into account its importan- ce as the pillar of cultural diversity and the assurance of sustainable development emphasizes that cultural diversity has created a rich and diverse world that promotes diversity of. UNESCO’s 2005 Convention on the Protection of Intangible Cultural Heritage choices and nurtures human capacities and values, and therefore is the main factor for sustainable development for societies, peoples and nations. Turkey is also directing the activities within the framework of agreements with the decision and the contribution of 195 countries, including UNESCO, the determination of humanity’s shared cultural heritage all over the world, documenting and maintaining the creation of awareness for the intended cultural heritage and is working towards increasing the visibility. Within the framework of the Convention on the Protection of Intangible Cultural Heritage, two lists were created: Inventory of Intangible Cultural Heritage and National Inventory of Living Human Treasures. As of 2018, there are 30 registered in National Inventory of Living Human Treasures in order to identify and support the traders, producers and transferors of tradition. In this study, Living Human Treasures’ policies and practices in Turkey, by considering cultural diversity and sustainable development perspective, Living Human Treasures’ will be discussed in the context of compliance with the principles of sustainability of the 2003 convention. Living Human Treasures related policies and practices in Turkey are compared with Living Human Treasures policies and practices over the world. According to the data obtained, findings and recommendations will be made to support the living human treasures and to ensure the sustainability of the tradition in which these masters are producers, transmitters and carriers.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Akagündüz, Özlem Özkaya; Cosgun, Gizem; Esassolak, Mustafa; Veral, Ali; Caner, Ayşe; Akyıldız, Serdar; Öztürk, Kerem;
    Country: Turkey

    Amaç: Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde (EÜKAM) kayıtlı olan, başboyun bölgesi yerleşimli tümör tanısı alan hastaların, genel demografik özellikleri, tümör yerleşim sıklığı, kanser yerleşimlerine göre genel sağ kalımları araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: EÜKAM’nin kanser kayıt elemanları tarafından kaydedilen 1992-2016 yılları arasında, Ege Üniversitesinde kayıtlı 6951 Baş-Boyun kanserli hasta topografi koduna göre; tanı yaşı, tümör yerleşimi, histopatolojileri, cinsiyetleri, uygulanan tedavi yöntemleri, son durumları, takip süreleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Olgularımızın 6549’u (%94,2) karsinom, larinks %45,3 oranıyla en sık yerleşim yeridir. Olguların %80’i erkektir. Cinsiyetlere göre tümör yerleşim yeri, erkeklerde sıklıkla larinkse (%57,3), kadınlarda oral kavite bölgesine (%40,6) olmuştur. Olguların çoğunlukla lokal sınırlı evrede tanı almışlardır (%47,9). Tüm olgularda beş ve 10 yıllık genel sağ kalım sırasıyla %56, %48’dir. Larinks ve nazofarinks yerleşiminde beş yıllık sağ kalım sırasıyla %61 ve %57 bulunmuştur. Sonuç: Larinks kanseri en sık görülen tümör olup ve beş yıllık genel sağ kalım %61’dir. Yıllar içinde başboyun tümörlü olgu sayısında artış devam etmiştir. Aim: General demographic characteristics, tumor localization frequency and overall survival according to cancer locations of the patients diagnosed with head and neck tumor located in EU Cancer Control Application and Research Center (EUKAM) were investigated. Methods: According to the topography code of 6951 head and neck cancer patients registered at Ege University between 1992-2016; diagnosis age, tumor location, histopathology, sex, treatment modalities, latest status, follow-up period were evaluated. Results: 6549 (94.2%) of our cases were diagnosed as carcinoma, the larynx is the most common site with a rate of 45.3%. Male are 80% of the cases. According to genders, tumor location was mostly in the larynx (57.3%) in males and in the oral cavity (40.6%) in females. Most of the cases were diagnosed in locally limited stage (47.9%). Overall survival at 5 and 10 years was 56% and 48%, respectively. The 5-year survival rate in the larynx and nasopharynx was 61% and 57%, respectively. Conclusion: Laryngeal cancer is the most common tumor and 5-year overall survival is 61%. Over the years, the number of cases with head and neck tumors continued to increase.

  • Other research product . Other ORP type . 2019
    Open Access Turkish
    Authors: 
    Özer, Diren; Eyigör, Sibel;
    Country: Turkey

    Osteoarthritis (OA) is the most common form of arthritis. Despite the many challenges presented by clinical trials in OA, improvements in our understanding of disease pathogenesis and a move to treat pain, as well as underlying disease process, mean there are now many new pharmacological therapies currently in various stages of clinical trials. Some challenges remain, but opportunities for improving symptoms and disease process in OA in the clinic with new pharmacological agents would appear to be on the close horizon. Osteoartroz (OA) en yaygın artrit şeklidir. OA'da klinik çalışmaların sunduğu birçok zorluğa rağmen, hastalık patogenezi, hastalık süreci ve ağrının tedavisinin yanı sıra altta yatan hastalığın tedavisinde birçok yeni farmakolojik tedaviler ve klinik araştırmalar vardır. Yeni farmakolojik ajanlar ile klinikte OA'da semptomların ve hastalık sürecinin iyileştirilmesine yönelik fırsatlar ufukta görünmektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Sağlam, Asuman; Tosun, Necip;
    Country: Turkey

    Türkiye, dünyanın üç önemli gen merkezinin kesisme noktası olan bir bölgede bulunması nedeniyle bitki genetik kaynakları açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Ülkemizin tür zenginliği içinde doğal çiçek soğanlarının ayrı bir yeri vardır. Bu bitkiler yüzyıllardır tıbbi amaçlarla kullanılmasına karşın, kış aylarında çiçeklenmeleri nedeniyle genis ölçüde bahçelerde süs bitkisi olarak da kullanılmaktadır. Yaprak lekesi, kök çürüklüğü ve solgunluk etmenleri gibi birçok patojeni bünyesinde barındıran soğanlı süs bitkilerinde yaygın olarak görülen Fusarium solgunlukları her yıl büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Etmenin tanısında uygulanan mevcut izolasyon ve teşhis çalışmaları yaklaşık bir hafta sürmekte ve tür bazında teşhisleri zor olmakta, ayrıca patojenite testleri ile bu süre uzamaktadır. Spor yapılarına bakılarak gerçekleştirilen bu teşhis yöntemlerinin çok fazla zaman, emek ve taksonomik uzmanlık gerektirmesi, daha hassas, güvenilir ve hızlı olan PCR tekniklerinin çalışmamızda tercih edilmesine sebep olmuştur. Bu çalışma ile günümüzde birçok alanda yaygın kullanımı olan hem geleneksel PCR hem de Real-Time PCR yöntemi ile Fusarium oxysporum Schltdl izolatının hızlı ve doğru şekilde tespiti gerçekleştirilmiş ve sekanslama. ile yöntemin geçerliliği ortaya konulmuştur.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Erdem, Hüseyin Aytaç; Işıkgöz, Meltem Taşbakan; Şanlıdağ, Gamze; Kanpak, Ecem Saadet; Pullukçu, Hüsnü;
    Country: Turkey

    Introduction: Human papillomavirus (HPV) is a DNA virus belonging to the Papillomaviridae family and infects only humans. HPV virus has an important role in the development of cervical cancer and anogenital warts, and it is also responsible for oropharyngeal cancers and penile cancers. The aim of this study was to evaluate the knowledge, awareness, and attitudes about HPV and HPV vaccines in medical students with HPV vaccine. Materials and Methods: A questionnaire consisting of 30 close-ended questions was applied to the medical students with HPV vaccine between February 1- May 31, 2019 in the Faculty of Medicine. Data were analyzed with descriptive statistical methods. Results: Eighty-five medical students enrolled in the study, 5% (n= 5) were males and 95% (n= 80) were females. The number of participants who responded correctly to the questions about HPV transmission pathways, symptoms, diseases, HPV vaccine protection, and screening methods was 4% (n= 3). The average number of correct answers was 14.3 (min: 8, max: 18). 96% (n= 82) of the participants responded to the question related to condom use in people who have been vaccinated with HPV as “required to use” or “use condoms”, and 4% (n= 3) stated that this information was wrong. For the question about genital herpes and HPV, 45 % (n= 38) of the participants stated that they might be related, and 9% (n= 8) did not know. Conclusion: The rates of HPV vaccine application in our country are still low. Vaccination of health workers is very important. Firstly, acquiring the right information and completing their own vaccines will increase immunization rates. Giriş: Human papilloma virüs (HPV) Papillomaviridae ailesinde yer alan ve sadece insanları infekte eden bir DNA virüsüdür. Serviks kanseri ve anogenital siğillerin oluşumunda en önemli rolü oynayan HPV penil kanser ve orofarengeal kanserlerden de sorumludur. Bu çalışmada, tıp fakültesinde HPV aşısı uygulanmış olan öğrencilerin HPV ve HPV aşısı hakkındaki bilgi, görüş ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Tıp fakültesinde 1 Şubat 2019-31 Mayıs 2019 tarihleri arasında HPV aşısı yaptırmış olan öğrencilere, 30 adet kapalı uçlu sorudan oluşan anket yüzyüze görüşülerek uygulanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan tümü tıp fakültesi öğrencisi 85 kişinin %6 (n= 5)’sı erkek, %94 (n= 80)’ü kadın idi. Soruların tamamına doğru cevap veren kişi sayısı %4 iken, ortalama doğru yanıt sayısı 14.3 (min: 8, max: 18) bulunmuştur. HPV aşısı olmuş kişilerde kondom kullanımı ile ilgili katılımcıların %96 (n= 82)’sı kondom kullanması ya da kullandırmasının gerekli olduğunu, %4 (n= 3)’ü bu bilginin yanlış olduğunu belirtmiştir. Genital herpes ve HPV ile ilgili soru için katılımcıların %45 (n= 38)’i ilişkili olabileceğini, %9 (n= 8)’u ise bilgisinin olmadığını ifade etmiştir. Sonuç: Ülkemizde HPV aşısının uygulanma oranları sağlık çalışanları arasında dahi henüz düşüktür. Sağlık çalışanlarının aşıyı tavsiye etmesi çok değerlidir. Öncelikle aşılara ait doğru bilgilerin edinilmesi ve sağlık çalışanlarının kendi aşılarını tamamlaması bağışıklama oranlarının artmasını sağlayacaktır

Send a message
How can we help?
We usually respond in a few hours.