Advanced search in
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
30,218 Research products, page 1 of 3,022

  • Other research products
  • Open Access
  • TR
  • Turkish

10
arrow_drop_down
Relevance
arrow_drop_down
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Mustafa TÜRKMEN;HAMİDE TEKELİ;Adnan KUYUCULAR;
    Country: Turkey

    Bu parametrik çalışmada; 248 m2'lik tipik planı aynı ve her katında iki daire bulunan 4-8 katlı betonarme apartmanların maliyet değişimi incelenmektedir. Buna benzer yapılar, bugün betonarme yapı üretimimizin çok büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Maliyet değişimini göstermek üzere, metrajlı karkas maliyeti çıkartılan bu tipik binaların, 1. derece deprem bölgesinde ya da depremsiz (5.) bölgede olduğu düşünülmüştür. Statik ve betonarme tasarımı yapılırken, hem herhangi bir düzensizliğin olmadığı, hem de A1 (burulma) düzensizliğinin bulunduğu haller, ayrı ayrı dikkate alınmıştır. Statik-betonarme tasarımları ve metrajları, Probina Orion 2000 (clO) yazılımı ile ve eşdeğer statik deprem yükü yöntemi ile yapılmıştır. Önce 4, 6 ve 8 katlı yapıların, dört farklı zemin (Z1-Z4) üzerinde inşasına ait statik-betonarme tasarımları yapılmıştır ve bunlara ait karkas (iskele, kalıp, beton ve çelik) inşaat metrajları çıkartılmıştır. Daha sonra Bayındırlık ve İskan Bakanlığı (2004)'nın birim fiyatları ile her bir yapının karkas sistem maliyeti hesaplanmıştır. Bina toplam maliyetleri ise, yine Bayındırlık Bakanlığının "2004 Yılı Yapı Yaklaşık Maliyetleri Cetveli"nden (III. Sınıf/B grubundan) doğrudan alınmıştır. Hesaplanan karkas maliyet farklarına göre, bu yaklaşık toplam maliyet değerleri, revize edilmiş ve böylece karşılaştırmalı m2'ye düşen karkas inşaat ve bina toplam maliyetleri bulunmuştur. 1. derece deprem bölgesindeki çok katlı, düzensiz ve Z4 zemindeki binalarda bile, karkas maliyeti en çok %20 kadar artmaktadır.

  • Other research product . 1967
    Open Access Turkish
    Publisher: Ulus(Ankara)
    Country: Turkey
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Galip Ersöz; Tankut İlter; Ömer Özütemiz; Serhat Bor; Gül Yüce;
    Country: Turkey

    Trucut biyopsisinin tanısal doğruluğunu ve rastlanılan komplikasyonlarım araştırmak amacıyla 82 (49 erkek, 33 kadın) olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 53 ±10 yıl olup, lezyonların 63'ü (% 76.8) sağ lob ve 19'u (% 23.2) sol lobda yerleşmiştir. Lezyon büyüklüğü 2 ile 14 cm arasında; 22 hastada lezyon çapı 3 cm altında, 60 hastada 3 cm üzerinde saptanmıştır. Alınan materyal sitolojik ve histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Altı hastada yetersiz örnek alınması ve 7 olguda ise klinik ön tanı ile uyumsuz sonuç rapor edilmesi nedeni ile (toplam 13 hastada) 1 hafta içinde ikinci kez aynı işlemler yapılmıştır. Bunlardan 7'sinde tanı kesinleşirken kalan 6 hastada diğer tanı yöntemlerine gereksinme olmuştur. Girişime bağlı olarak 11 hastada (% 13) ağrı kesici gerektirecek kadar ağrı olmuştur. Üç hastada karın ağrısı ile birlikte karın içi kanama bulguları ortaya çıkmıştır, bunlar konservatif tedavi ile (ortalama 2 Ü taze kan transfüzyonları yapılarak) düzelmiş ve cerrahi girişim gerekmemiştir. Girişime bağlı ölüm görülmemiştir. Fokal karaciğer leyonlarının tanısında bu yöntem genellikle yeterli, güvenilir bir yöntemdir. Eighty two (49 male/33 female) patients with focal liver lesions (mean age 53±10) were evaluated retrospectively to investigate the diagnostic value of ultrasound guided Trucut liver biopsy and complications of the procedure. Of biopsied lesions, 68% (63/82) were localised in right lobe of the liver and 23.2% (19/82) in the left. Lesions were 2-14 cm in diameter: in 22 cases smaller than 3 cm and in 60 cases larger than 3 cm. Biopsy material was evaluated cytologically and histopatologically. Insufficient material was obtained in six cases and in seven the histopathologic and clinical diagnosis repeated one week later. Following biopsy, II patients (13%) needed analgesics and three patients with intraabdominal bleeding were treated conservatively (a blood transfusion of 2 units each) with good effect. No surgery was required and no deaths occurred. Trucut biopsy was found to be a satisfactory and safe method of diagnosing focal liver lesions.

  • Open Access Turkish
    Publisher: Kırıkkale
    Country: Turkey

    Proje -- Kırıkale Üniversitesi 2013/38 0116651 …

  • Other research product . Other ORP type . 2000
    Open Access Turkish
    Authors: 
    Cezmi Akkın; Emel A. Uçak; Tansu Erakgün; Sait Eğrilmez; Jale Menteş;
    Country: Turkey

    PURPOSE: It has been shown that a part of humor aqueous production directs posteriorly and this fluid is transported by retina pigment epithelium to choroidal circulation, especiaily in pathologic conditions such as a break in retina. Since the macular hole may represent a similar model, we investigated the effect of this transvitreal flow on intraocular pressure (IOP) in idiopathic macular hole cases. MATERIAL AND METHODS: In grade III and IV unilateral macular hole cases referred to our retina department, retinal examination and intraocular pressure measurement was done by different ophthalmologists. The patients who have been expected to have IOP abnormalities were excluded. The results were compared with the pressures of age-matched patients who have no disease other than simple refractive disorders. RESULTS: The average IOP was 13.86 ± 3.09 mmHg in the affected eyes, and 15.82 ± 2.34 mmHg in the fellow eyes of study group, consisted of 22 macular hole cases. The difference was 3.77 ± 2.22 mmHg (paired t test, p=0.000, significant). The average IOP was 14.44 ± 1.72 mmHg in right eyes and was 14.53±1.61 mmHg in left eyes of control group of 32 cases. The difference between the both eyes was 0.41±0.56 mmHg (paired t test, p=0.22, not significant). The overall pressure differences between the both eyes of macular hole group (3.77 ± 2.22 mmHg) and control group (0.41 ± 0.56 mmHg) was statistically significant (unpaired t test, p=0.000). CUNCLUSION: Considering the results of this study, it can be concluded that the IOP in eyes with macular hole is 3.77 ± 2.22 mmHg lower than their fellow eyes, the relationship of this finding with production rate of humor aqueous and transvitreal fluid transport should be further evaluated. AMAÇ: Retina bütünlüğünün bozulduğu patolojik durumlarda, üretilen hümör aközün bir kısmının arkaya yönlendiği ve retina pigment epiteli tarafından koroid dolaşımına aktarıldığı bilinmektedir. Bu transvitreal sıvı geçişinin göz içi basıncına etkisini, idyopatik olarak retina doku bütünlüğünün bozulduğu makula deliği olgularında inceledik. GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimiz retina birimine gönderilen tek taraflı evre III-IV makula deliği olgularında, retina muayeneleri ve göz içi basınç ölçümleri farklı hekimler tarafından yapıldı. Göz içi basınç değişikliğine yol açabilecek başka göz bulgusu olanlar çıkarıldı. Aynı yaş grubundan basit refraksiyon kusuru dışında problemi olmayan hastaların göz içi basınçlarıyla karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya alman 22 makula deliği olgusunda, etkilenen tarafta göz içi basıncı ortalama 13.86 ± 3.09 mmHg, sağlam gözlerinde 15.82 ± 2.34 mmHg. olarak bulundu. Aradaki fark 3.77 ± 2.22 mmHg (bağımlı t testi, p=0.000, anlamlı) idi. Kontrol grubundaki 32 olguda ise sağ göz ortalaması 14.44 ±1.72 mmHg ve sol göz ortalaması 14.53 ± 1.61 mmHg olarak saptandı. İki göz arasındaki fark 0.41 ± 0.56 mmHg (bağımlı t testi, p=0.22, anlamlı değil) idi. Çalışma grubunda gözler arası basınç farklılığı (3.77 ± 2.22 mmHg) ile kontrol grubundaki gözler arası basınç farkı (0.41 ± 0.56 mmHg) arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede fark vardı (bağımsız t testi, p=0.000). SONUÇ: Evre III-IV makula deliği olgularında etkilenen tarafta göz içi basıncının diğer göze oranla ortalama 3.77 ± 2.22 mmHg düşük olduğu, bunun hümör aköz yapım hızı ve transvitreal sıvı geçişi ile ilişkisinin araştırılması gerektiği sonucuna varıldı.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Çavuş, Ahmet; Orhan, Fatih;
    Country: Turkey

    Ülkemizde Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kendini hissettiren kentleşme hareketi, 1950’li yıllardan sonra kırsal alanlardan kentlere yaşanan yoğun göç ile ivme kazanmıştır. Bu durum şehirlerde gecekondu yerleşim alanlarının oluşmasına, plansız kentleşmeye, tarihi ve kültürel dokunun zarar görmesine ve bir takım fiziksel sorunlara neden olmuştur. Kentsel alanlarda yaşanan bu problemlerin çözüme kavuşturulması amacıyla yapılan tüm çalışmalar kentsel dönüşüm kavramı ile ifade edilmektedir. Ülkemizdeki kentsel dönüşüm projelerinin ilk örnekleri 1980’li yıllardan sonra özellikle gecekondu bölgelerinde görülmektedir. Kentsel dönüşümün öneminin anlaşıldığı ve bu amaçlı çalışmaların hızlandırıldığı dönem ise 1999 Marmara Depremi sonrasıdır. Nitekim bu tarihten sonra 775 Sayılı Gecekondu Kanunu’nda yapılan bazı değişiklikler ve Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun ile Türkiye genelinde kentsel dönüşüm birçok yerde başlamıştır. Bu kanunda kentsel dönüşümün amacı afet riski altındaki alanlarda ve bu alanların dışında riskli yapıların bulunduğu sahalarda, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek; iyileştirme, tasfiye ve yenilemeler yapmak olarak belirlenmiştir. Kentsel dönüşümdeki amaçlardan biri de tarihi ve kültürel yapıların korunarak gelecek nesillere aktarılması ve turizme kazandırılmasıdır. Ülkemizde bu amaçla kentsel dönüşüm yapılan yerlerden biri de Erzurum Kalesi ve çevresidir. Erzurum Kalesi, Çifte Minareli Medrese, Üç Kümbetler, Ulu Camii gibi tarihi eserlerin bulunduğu bu saha, Erzurum şehrinin tarihi nüvesini oluşturmaktadır. Bu bölgede kentsel dönüşüm çalışmalarına 2011’de başlanılmış olup, 2017 itibariyle önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Araştırmamız da yerel halkın ve turistlerin Erzurum Kalesi ve çevresindeki kentsel dönüşüme bakışları, kentsel dönüşümün turizme etkisi ve sorunları konularına yoğunlaşılmıştır. Bu amaçla 300 yerel halk ve 200 turist ile yüz yüze görüşme yapılmıştır. Araştırma sonucu, hem yerel halkın hem de turistlerin Erzurum Kalesi ve çevresindeki kentsel dönüşüm projesini beğendiklerini, yürütülen çalışmaların tarihi yapıların korunmasına ve turizmin gelişimine olumlu katkı yapacağını düşündüklerini ortaya koymaktadır. Erzurum’un tarihi ve kültürel değerlerini ön plana çıkaracak bu ve benzeri çalışmaların kış turizmiyle tanınan Erzurum’a alternatif turistik destinasyonlar oluşturacağı düşünülmektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Karakurt, Davut;
    Publisher: Kırıkkale Üniversitesi
    Country: Turkey

    YÖK Tez ID: 595979 Amaç: Biz bu çalışmamızda; yeni tanı konulmuş hipertansif hastalarda endotelyal disfonksiyonun bir belirteci olan epikardiyal yağ dokusu kalınlığı ve subklinik aterosklerozun bir göstergesi olan karotis intima-media kalınlığının erektil disfonksiyon ile olan ilişkisini araştırmayı planladık. Materyal Metot: 1 Mayıs 2018 ile 31 Mayıs 2019 tarihleri arasında kardiyoloji polikliniğine başvuran ve tarafımızca hipertansiyon teşhisi konulan 101 erkek hastanının ekokardiyografisi yapılarak epikardiyal yağ doku ve karotis intima-media kalınlıkları ölçüldü. Erektil disfonksiyon değerlendirilmesi Uluslarası Cinsel İşlev İndeksininin 5 Soruluk Versiyonu (IIEF-5) ile yüz yüze görüşülerek üroloji polikliniğinde yapıldı. Bulgular: Yeni tanı konulmuş hipertansif hastalarda erektil disfonksiyon mevcudiyeti ve şiddeti ile epikardiyal yağ dokusu kalınlığı (p <0,001) ve karotis intima-media kalınlığı (p <0,001) arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Erektil disfonksiyonu olan hasta grubunda sol ventrikül diyastolik fonksiyonlarının daha fazla bozulmuş olduğuna işaret edecek şekilde mitral E/A oranının daha düşük, E/Em oranının daha yüksek, IVRT değerinin daha uzun olduğu saptandı. Sonuç: Yeni tanı konulmuş hipertansiyon hastalarında artmış epikardiyal yağ doku ve karotis intima-media kalınlık değerleri; gerek diyastolik disfonksiyon gibi kardiyak sistem patolojilerine gerekse erektil disfonksiyon gibi vasküler sistem patolojilerine işaret edebilir. Evaluation of the relationship between epicardial fat tissue (EFT) thickness and carotid intima-media thickness (CIMT) with erectile dysfunction (ED) in newly diagnosed hypertensive patients, Department of Cardiology Kırıkkale University Medicine Faculty, Specialist Thesis, Kırıkkale, 2019. Objective: In this study; we aimed to investigate the relationship between erectile dysfunction and epicardial adipose tissue thickness, which is an indicator of endothelial dysfunction, and carotid intima-media thickness which is an indicator of subclinical atherosclerosis in newly diagnosed hypertensive patients. Material and Methods: Epicardial fat tissue and carotid intima-media thicknesses of 101 male patients who admitted to Cardiology Polyclinic and diagnosed with hypertension were measured by echocardiography between May 1, 2018 and May 31, 2019. Evaluation of erectile dysfunction was performed face to face with the 5-Questionnaire Version of the International Index of Erectile Function (IIEF-5) in the urology outpatient clinic. Results: There was a significant relationship between presence and severity of erectile dysfunction and epicardial fat tissue thickness (p <0,001) and carotid intima-media thickness (p <0,001) in newly diagnosed hypertensive patients. Mitral E / A ratio was lower, E / Em ratio was higher and IVRT value was prolonged in the patient group with erectile dysfunction, indicating that left ventricular diastolic functions were more impaired. Conclusion: Increased epicardial fat tissue and carotid intima-media thickness values in newly diagnosed hypertension patients; it may indicate cardiac system pathologies such as diastolic dysfunction and vascular system pathologies such as erectile dysfunction.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Mithat AYDIN;
    Country: Turkey

    Bu çalışma, Türkiye, İran ve Irak arasında yaşayan Nesturiler arasındaki misyonerlik cereyanının 19. yüzyıldaki seyrini ele almaktadır. Bu itibarla Nesturi toplumundaki Katolik, Ortodoks ve Protestan misyoner faaliyetlerinin başlaması, gelişmesi ve sonuçları daha ziyade arşiv belgeleri ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır. 11. yüzyılda Nesturiler arasında Katolik misyonerler tarafından başlatılan misyoner faaliyetlerinin 19. yüzyılın ikinci yarısında Ortodoks ve Protestan misyoner teşkilatlarının da devreye girmesiyle altın çağını yaşadığı görülmüştür. Bu çerçevede, 19. yüzyıl boyunca Nesturiler, Ortadoğu'da misyoner teşkilatlarının hedef kitlelerinden biri ve önemli bir rekabet nedeni olarak önemini muhafaza etmişlerdir. Belirtilmelidir ki, misyoner faaliyetleri, diğer Osmanlı tebaa halkları arasında olduğu gibi, Nesturiler arasında da dinî olmaktan çok, siyasî yönüyle Osmanlı devlet adamlarının gündemini meşgul eden bir mesele olarak öne çıkmıştır. Bu bakımdan, içeride tahripkâr ve ayrılıkçı etkileri, dışarıda Osmanlı aleyhtarı çalışmaları nedeniyle, Ermeniler arasında olduğu gibi, Nesturiler arasındaki misyoner faaliyetleri de Osmanlı yöneticileri tarafından endişeyle takip edilmiş ve kontrol altına alınmak istenmiştir. Ancak, bu tür girişimler, zaman zaman Osmanlı devletinin misyonerlerin tabi oldukları devletlerle diplomatik bir kriz yaşamasına neden olmuştur.

  • Other research product . 2014
    Open Access Turkish
    Authors: 
    Şentürk, Recep;
    Publisher: Diyanet İşleri Başkanlığı
    Country: Turkey

    İslam ilim geleneğinin kesintiye uğraması, isnat zincirinin kopması, eğitim kurumlarının çökmesi ve Batı' nın kültürel hegemonyasından dolayı asrımızın en önemli meselesi İs!am alimi yetiştirmektir. Konya Islah-ı, Medaris-i İslamiyye Medresesi (1909-1917), Darulhilafe Medreseleri (1914-1924) ve Said Nursi'nin Medresetüzzehra projesinde olduğu gibi bu ihtiyaç halk, yönetici ve alimler tarafından son iki yüzyıldır hissedilmiş ancak bu yolda atılan adımlar hep akamete uğramıştır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Erdem, Sabri Sefa;
    Publisher: Düzce Üniversitesi
    Country: Turkey

    YÖK Tez No: 489980 Amaç: Düzce İl Milli Eğitim Müdürlüğü?ne bağlı merkez ilçe liselerinde eğitim gören lise birinci sınıf öğrencilerinin, şiddet algısı, şiddete maruziyet ve şiddet uygulama sıklığının belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırmanın evrenini Düzce İli Merkez ilçesinde eğitim gören 4055 lise birinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü 1238 olarak hesaplandı. Örnekleme giren okullar; anadolu lisesi (AL), mesleki teknik anadolu lisesi (MTAL) ve özel anadolu/temel lise (ÖL) olarak tabakalandırıldı. Küme örnekleme yöntemi ile belirlenen 9 lisedeki 1226 öğrenciden anket uygulanarak veriler toplandı. Araştırmadaki veriler Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 22 paket programı ile değerlendirildi. Pearson Kikare testi kullanıldı ve p<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 1226 öğrencinin %59.9?u (n=734) erkek, %40.1?i (n=492) kızdır, %41.9?u (n=514) AL?de, %51.6?sı (n=633) MTAL?de ve %6.4?ü (n=79) ÖL?de eğitim görmektedir. Öğrenciler en çok "hayvanlara zarar verme"yi şiddet olarak algılamakta, son 1 ayda en az bir kez şiddete maruz kalma sıklığı %22.9, şiddet uygulama sıklığı ise %16.9 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin şiddet gördükleri ve uyguladıkları kişilerin başında %17.5 ve %22.3 ile arkadaşları gelmiş, sonucunda ise çoğu "hiçbir şey yapmadığını/olmadığını" belirtmiştir (%47.6,%25.8). Son bir ayda şiddet nedeniyle okul devamsızlığı yapanların oranı %9.9, okula zarar verici alet getirenlerin oranı ise % 6.0 bulunmuştur. Şiddetten korunmada daha etkili yöntem olarak "durumu okul idaresine" ve "aileye bildirme" yi belirtmişlerdir. Sonuç ve Öneriler: Araştırmada Düzce?de liselerde şiddete maruziyet ve uygulama sıklığı Türkiye ortalamasına benzer bulundu. Cinsiyet ve okul türü şiddet içeren davranışların sergilenmesinde önemli faktörlerdir. Okullarda şiddet farkındalığı oluşturmak için öğrencilere eğitimler verilmeli. Eğitim ve öğretimin daha sağlıklı olması için, öğrencilere güvenli okul ortamları sağlanmalıdır. Aim: This research aimed to determine violence perception, the frequencies of violence exposure and violence practice of high school first year students who are educated in Duzce Provincial National Education Directorate. Materials and methods: The research's type was cross-sectional. The universe of the research?s was composed of 4055 first class high school students in the central district of Düzce. The sample size is calculated as 1238 and stratified as anatolian high school, vocational technical anatolian high school and private anatolia/basic high school. Datas were collected with questionnaire from 1226 students determined by cluster sampling method. The datas were evaluated using the Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 22 package program. Pearson Kikare test was used and a p value of <0.05 was considered significant. Results: 59.9% (n=734) were male, 40.1% (n=492) were female; 41.9% (n=514) were in anatolian high school, 51.6% (n =633) were in vocational technical anatolian high school and 6.4% (n=79) were trained in private anatolia/basic high school of 1226 participating students. The students mostly perceived "harming animals" as violence, the frequency of violence exposure and application at least once in the last month was found as 22.9% and 16.9%. At the beginning of the students who were violence exposured and practiced of them came with their friends (17.5% and 22.3%), and most of them stated that they did not do anything (47.6%, 25.8%). In the last month, 9.9% of those who did not attend school due to violence and 6.0% of those who had brought damaging instruments. As a more effective method of protecting against violence, they have stated "to the school administration" and "to inform the family". Conclusion and Recommendations: In this study, the frequency of violence victimization and violence practicing in high schools in Duzce was found to be similar to the average of Turkey. Gender and school types are important factors in the display of violent behavior. Students should be trained to create violence awareness in schools. In order for education and training to be healthier, safe school environments must be provided to students.

Send a message
How can we help?
We usually respond in a few hours.