Advanced search in
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
216 Research products, page 1 of 22

  • Other research products
  • 2013-2022
  • Other ORP type
  • Turkish
  • Ege University Institutional Repository

10
arrow_drop_down
Date (most recent)
arrow_drop_down
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Erdem, Hüseyin Aytaç; Işıkgöz, Meltem Taşbakan; Şanlıdağ, Gamze; Kanpak, Ecem Saadet; Pullukçu, Hüsnü;
    Country: Turkey

    Introduction: Human papillomavirus (HPV) is a DNA virus belonging to the Papillomaviridae family and infects only humans. HPV virus has an important role in the development of cervical cancer and anogenital warts, and it is also responsible for oropharyngeal cancers and penile cancers. The aim of this study was to evaluate the knowledge, awareness, and attitudes about HPV and HPV vaccines in medical students with HPV vaccine. Materials and Methods: A questionnaire consisting of 30 close-ended questions was applied to the medical students with HPV vaccine between February 1- May 31, 2019 in the Faculty of Medicine. Data were analyzed with descriptive statistical methods. Results: Eighty-five medical students enrolled in the study, 5% (n= 5) were males and 95% (n= 80) were females. The number of participants who responded correctly to the questions about HPV transmission pathways, symptoms, diseases, HPV vaccine protection, and screening methods was 4% (n= 3). The average number of correct answers was 14.3 (min: 8, max: 18). 96% (n= 82) of the participants responded to the question related to condom use in people who have been vaccinated with HPV as “required to use” or “use condoms”, and 4% (n= 3) stated that this information was wrong. For the question about genital herpes and HPV, 45 % (n= 38) of the participants stated that they might be related, and 9% (n= 8) did not know. Conclusion: The rates of HPV vaccine application in our country are still low. Vaccination of health workers is very important. Firstly, acquiring the right information and completing their own vaccines will increase immunization rates. Giriş: Human papilloma virüs (HPV) Papillomaviridae ailesinde yer alan ve sadece insanları infekte eden bir DNA virüsüdür. Serviks kanseri ve anogenital siğillerin oluşumunda en önemli rolü oynayan HPV penil kanser ve orofarengeal kanserlerden de sorumludur. Bu çalışmada, tıp fakültesinde HPV aşısı uygulanmış olan öğrencilerin HPV ve HPV aşısı hakkındaki bilgi, görüş ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Tıp fakültesinde 1 Şubat 2019-31 Mayıs 2019 tarihleri arasında HPV aşısı yaptırmış olan öğrencilere, 30 adet kapalı uçlu sorudan oluşan anket yüzyüze görüşülerek uygulanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan tümü tıp fakültesi öğrencisi 85 kişinin %6 (n= 5)’sı erkek, %94 (n= 80)’ü kadın idi. Soruların tamamına doğru cevap veren kişi sayısı %4 iken, ortalama doğru yanıt sayısı 14.3 (min: 8, max: 18) bulunmuştur. HPV aşısı olmuş kişilerde kondom kullanımı ile ilgili katılımcıların %96 (n= 82)’sı kondom kullanması ya da kullandırmasının gerekli olduğunu, %4 (n= 3)’ü bu bilginin yanlış olduğunu belirtmiştir. Genital herpes ve HPV ile ilgili soru için katılımcıların %45 (n= 38)’i ilişkili olabileceğini, %9 (n= 8)’u ise bilgisinin olmadığını ifade etmiştir. Sonuç: Ülkemizde HPV aşısının uygulanma oranları sağlık çalışanları arasında dahi henüz düşüktür. Sağlık çalışanlarının aşıyı tavsiye etmesi çok değerlidir. Öncelikle aşılara ait doğru bilgilerin edinilmesi ve sağlık çalışanlarının kendi aşılarını tamamlaması bağışıklama oranlarının artmasını sağlayacaktır

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Sert, Fatma; Özkök, Serdar; Oruç, Nevin; Ünalp, Ömer; Yalman, Deniz; Nart, Deniz; Haydaroğlu, Ayfer;
    Country: Turkey

    Amaç: Pankreas kanserlerinin epidemiyolojisi ve genel sağkalım (GSK) özelliklerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezine (EÜKAM) 1992-2017 yıllarında kayıtlı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) kanser verileri retrospektif olarak taranmıştır. CANREG özel bilgisayar programına kayıtlı veriler, WHO ve Surveillance, Epidemiology, and End Results (SEER) sistemlerinde gruplanarak analizler yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde Kikare, General Linear Model (GLM), Kaplan-Meier sağ kalım analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Toplam 117.139 kanser olgusunun 2.507’si pankreas kanseridir. Olgularımızın 1.493’ü (%59,5) erkek, 1.014’ü (%40,5) kadın olup pankreas kanseri iki cinsiyette benzer oranlarda izlenmektedir. Pankreas başı, en sık yerleşim yeridir. Genellikle ileri evrede tanı konulan kuyruk yerleşimli tümörler, erkeklerde daha sıktır (%11,5 vs. %6,2; p=0,047). Erkeklerde en sık 60 69 yaş arasında, kadınlarda ise 70 yaş üzerinde izlenmektedir. Ekzokrin tümörler, endokrin tümörlerden anlamlı oranda fazla karşılaşılmaktadır (%95 vs. %5; p=0,002). 1992 yılından 2014 yılı sonuna kadar kaydedilen pankreas kanseri olgularında doğrusal bir artış mevcuttur ve yıllara göre olan bu artış anlamlıdır (GLM: F=10,91, p<0,001). Artış cinsiyetler arasında farklılık göstermektedir. Erkeklerde daha yüksek ve doğrusal artış olduğu saptanmıştır (GLM: F=4,988, p=0,026). Hastalık prognozu oldukça kötü olup 2-, 5- ve 10-yıllık GSK oranları sırasıyla %15,9, %8,3 ve %6,0; ortanca GSK 7 aydır. Beş yıllık GSK erkeklerde %11,3 iken; kadınlarda %15,4 olup fark anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: EÜTF’de EÜKAM tarafından 1992-2017 arasında, 117.139 kanser kaydı gerçekleştirilmiş, bunların 2507’si pankreas kanseridir. Pankreas kanserinde yıllara göre doğrusal artış vardır ve uzak metastatik evrede tanı konulmaktadır. En sık görülme yaş grubu olan 60-69 yaş grubu için 5 yıllık GSK %1,4 olarak bulunmuştur. Kadınlarda GSK erkeklere göre daha iyidir. Aim: To determine epidemiological and overall survival (OS) characteristics of pancreatic cancer patients. Materials and Methods: Data of Ege University Cancer Control and Research Center between 1992- 2017 were screened retrospectively. Data recorded in CANREG program were grouped and analyzed in WHO and Surveillance, Epidemiology, and End Results (SEER) systems. Chi-square test, General Linear Model (GLM) and Kaplan-Meier survival analysis were used for statistical analysis. Results: Number of pancreatic cancer cases was 2,507 among 117,139 cancer cases. 1,493 (59.5%) of our cases were male and 1,014 (40.5%) were female. Pancreatic head was the most common location. Tail located tumors were more common in males (11.5% vs. 6.2%; p =0.047). It was most common in males between the ages of 60 and 69, in females over the age of 70. Exocrine tumors were significantly higher than endocrine tumors (95% vs. 5%; p=0.002). There was a linear increase in pancreatic cancer cases recorded from 1992 to the end of 2014, and this increase over the years was significant (GLM: F=10.91, p<0.001). A higher and linear increase was found in men (GLM: F=4.988, p=0.026). Disease prognosis was poor and 2, 5 and 10 year OS rates were 15.9%, 8.3% and 6.0%, respectively; median OS was 7monhts. While 5-year OS was 11.3% in men; 15.4% of women and it was found significant (p<0.001). Conclusion: There was a linear increase in pancreatic cancer over the years and the diagnosis was done in distant metastatic stage. The 5-year OS was 1.4% for the 60-69 years age group. OS was better in women than men.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Haydaroğlu, Ayfer; Kumbaracı, Banu Sarsık; Yalman, Deniz; Özkök, Serdar; Cüreklibatır, İbrahim; Nazlı, Okay; Kalemci, Serdar;
    Country: Turkey

    Amaç: Ege Üniversitesi (EÜ) Hastanesinde 1992-2017 arası kanser tanı ve tedavisi yapılan prostat kanseri (PK) tanılı 4792 hastanın epidemiyolojik özellikleri, tedavi modaliteleri ve sağkalım özelliklerinin tanımlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: EÜ Kanserle Savaş Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından toplanan PK verileri CANREG özel bilgisayar programına kaydedilmiş, DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ve SEER (Surveillance, Epidemiolgy, and End Results) sistemleri temelinde gruplanarak analizler yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde Kikare, General Linear Model, Kaplan Meier sağkalım analizleri uygulanmıştır. Kaplan-Meier Sağkalım analizinde Log Rank(Mantel-Cox), Breslow(Generalized Wilcoxon) ve TaroneWare istatistikleri kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: PK tanılı 4792 hasta verisi analiz edilmiştir. Olgularımızda PK’ne en çok 60-69 yaş grubunda rastlanmaktadır. Histopatolojik olarak en sık “asiner adenokarsinom” görülmektedir. Evrelendirme çalışması yapılabilen PK’lerinde lokalize dönemin %61,2 oran ile en fazla olduğu saptanmıştır. PK’lerinin görülüşünde yıllara göre doğrusal bir artış dikkat çekmektedir. Mortalitede ise 2008’e kadar doğrusal artış daha sonra azalış vardır. PK olgularımızda ortanca genel sağkalım(GSK) 120 aydır, tüm olgular için 5 ve 10 yıllık GSK’lar %74,2 ve %55,2 bulunmuştur.5 yıllık GSK oranları lokalize, lokal ileri ve metastatik evrelerde sırasıyla %86,3, %78,1 ve %21,7 saptanırken 10 yıllık GSK için sırasıyla %70, %62,7 ve %14’dür. Lokal ve lokal ileri evrelerde tedavi alanlarda sağkalımlarda anlamlı bir fark elde edilirken metastatik evrede anlamlı sonuç kaybolmaktadır. Sonuç: EÜ Hastanesi Kanser veri tabanında bulunan 4792 PK’li bu seri tek merkez olarak Türkiye’deki en geniş PK serisidir. PK olgularımızda 5 ve 10 yıllık GSK oranları sırasıyla %74,2 ve %55,2 bulunmuştur. Evrelere göre tedavilerin GSK’lar üzerine katkıları lokal ve lokal ileri evrede anlamlı bulunurken metastatik evrede bu anlamlılık kalmamaktadır. Aim: The aim of this study is to evaluate the epidemiological, treatment modality and survival characteristics of 4792 patients with Prostate Cancer(PC) who were treated at Ege University Hospital (EUH). Materials and Methods: The data were recorded using the CANREG programme. WHO (World Health Organization) and SEER (Surveillance, Epidemiolgy, and End Results) system were considered for classification and survival analysis. Chi-square test, General Linear Model and KaplanMeier survival analysis were done. Log Rank (Mantel-Cox), Breslow (Generalized Wilcoxon) and Tarone-Ware models were used for Kaplan-Meier survival analyses. p value <0.05 was considered significant. Results: Data of 4792 PC patients were analysed. PC was mostly seen in the age group of 60-69 years. Most common histological type was “acinary adenocarcinoma”. Localized disease was most common (61,2%) among patients who could be staged. There is a linear increase in prostate cancer according to years. There is a linear increase in mortality until 2008, then decrease afterwards. Median survival was 120 months. Five and 10-year overall survival (OS) rates were 74.2% and 55.2% respectively. Five-year OS rates for localized, locally advanced and metastatic disease were 86.3%, 78.1% and 21.7% respectively whereas 10-year OS rates were 70%, 62.7% and 14% respectively. Survival rates differ significantly in patients who were treated for localized and locally advanced disease while the difference disappeared for metastatic disease. Conclusions: This is the largest prostate cancer data of a single center in Turkey with 4792 cases registered at EUH Cancer Database. Five and 10 year-OS rates were 74.2% and 55.2% respectively. Survival rates differ significantly in patients who were treated for localized and locally advanced disease while the difference disappeared for metastatic disease.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Demir, Derya; Özsan, Nazan; Demir, Emre; Arslan, Ayşenur; Davulcu, Eren Arslan; Soyer, Nur Akad; Hekimgil, Mine;
    Country: Turkey

    Amaç: Hodgkin dışı lenfomalar (NHL), lenfoproliferatif hastalıkların da yer aldığı heterojen bir gruptur. Bu çalışmada, NHL olgularının epidemiyolojik analizlerinin yapılması, global sonuçlarla karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Araştırma ve Uygulama Merkezi veri tabanına kayıtlı, 1992-2017 yıllarında NHL tanısı alan 4.561 erişkin olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Olguların %56,7’si erkek olup; ortalama yaş 56,77, ortanca yaş 59 idi. En sık %38,1 diffüz büyük B-hücreli lenfoma (DBBHL) olmak üzere sırasıyla küçük lenfositik lenfoma, marjinal zon lenfoma, folliküler lenfoma (FL) izlendi. Olguların %52,5’i nodal, %31’i ekstranodal yerleşimden tanı aldı. Matür B-hücreli neoplazmlar yıllara göre artış gösterirken, matür T-hücreli neoplazmlarda artış saptanmadı. Sınıflandırılamayan NHL olgularının ise yıllara göre azaldığı dikkatimizi çekti. Tüm yaş gruplarında erkeklerde kadınlara göre daha fazla idi (p=0,003). Olguların yaklaşık yarısı 40-64 yaş aralığındaydı. Ayrıca mantle hücreli lenfoma (MHL) hariç, diğer histolojik tiplerin en çok 40-64 yaş aralığında; MHL’nın ise en çok 65 yaş ve üstü grupta karşımıza çıktığı izlendi. Çocukluk yaş grubunda sık görülen Burkitt lenfomada ise olguların %86,2’si 18-64 yaş aralığında idi. Sonuç: FL, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da daha sık görülürken, DBBHL Dünya’da daha yaygın görülmektedir. Bizim çalışmamızda da DBBHL en sık görülen NHL tipidir. FL ise Batı toplumları ile kıyaslandığında daha az karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda NHL’ler erkeklerde kadınlara göre daha sıktır. Ayrıca yıllara göre hastalığın lokalize kalma eğiliminin arttığı ve yaş gruplarına göre de 18- 39 yaş aralığında daha lokalize kalma eğiliminde iken, yaş arttıkça daha yaygın hastalık tablosu oluşturduğu dikkatimizi çekmiştir. NHL’ye ait 25 yılı kapsayan çok geniş bir serinin değerlendirildiği çalışmamız, ülkemize ait epidemiyolojik verilerin belirlenebilmesi açısından önem taşımaktadır. Aim: Non-Hodgkin's lymphomas (NHL) are a heterogeneous group of lymphoproliferative diseases. The aim of this study was to evaluate the epidemiological analysis of NHL patients and compare them to global findings. Materials and Methods: The data including 4.561 adult patients diagnosed as NHL, and recorded at Ege University Cancer Control and Research Center, within 1992-2017 were evaluated retrospectively. Results: Of the patients, 56.7% was male; the mean age was 56.77, the median age was 59. The most common lymphoma type of NHL was 38.1% diffuse large B-cell lymphoma (DLBCL), followed by small lymphocytic lymphoma, marginal zone lymphoma, follicular lymphoma (FL). 52.5% of the patients had been diagnosed within nodal, 31% extranodal localization. While mature B-cell neoplasms increased in years, mature T-cell neoplasms did not increase in years. The non-specified type of NHL decreased in years. The disease was significantly higher in males than females in all age groups (p=0,003). About half of the patients were in the age range of 40-64.Except for mantle cell lymphoma, which was mostly detected in patients older than 64 years, all other types were mostly seen in the 40-64 age range 86.2% of Burkitt lymphoma patients, which is mostly diagnosed in pediatric age group, were in the 18-64 age range. Conclusion: While FL is more common in Western Europe and North America, DLBCL is more common in the World. In our study, DLBCL is the most common NHL type, FL is less common compared to Western countries. NHL incidence is more common in males than females in our study. Also, the ratio of localized disease increase in years, and while the ratio of localized disease is more in the 18-39 age range, the disseminated disease is more detected in years of older age. In our study, we evaluated an extensive series of NHL patients diagnosed in 25 years’ period, and it provides an important epidemiological data for our region of the country.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Acar, Ayda; Yoldaş, Ayşe Hande; Yaman, Banu; Ceylan, Can; Burçak, Şaziye Karaca; Esassolak, Mustafa; Karaarslan, Işıl;
    Country: Turkey

    Aim: We aimed to evaluate the epidemiological and survival characteristics of patients diagnosed as melanoma in the database of Ege University Hospital between 1992-2017. Materials and Methods: The data of 1530 patients diagnosed with melanoma enrolled at Ege University between 1992-2017, recorded by the CANREG 4 program by specially trained and certified cancer registry staff of the Ege University Cancer Control Research and Application Center, were collected. While the existence of the relationship between categorical variables was evaluated with the Chi-Square method, the numerical variables between the groups were compared with the One Way Variance Analysis and the Turkey HSD Test. While the effects of categorical variables on survival were examined by Kaplan Meier and Log Rank (Mantel-Cox) methods, Cox-Regression analysis was used for numerical variables. All Hypothesis tests were appliedat 0.05 significance level. Results: Of the 1530 melanoma cases, 53.1% were male and 46.9% were female. The average age was 54.14 ± 16.537. Superficial spreading melanoma and lentigo malignant melanoma were the most common subtypes.11.6% of the melanoma lesions were in situ, 43.6% were localized, 6.7% were locally spread, 16.9% were regionally spread, 21.1% were advanced. The follow-up period of the patients ranged from 0 to 313 months. The mean survival time was 147.4 ± 5.3 months. The survival rate decreased with increasing age (p <0.01). The duration of survival was higher in women than in men (p< 0,001). Conclusions: In our study, older age at diagnosis, male gender, not having in situ tumor, lymph node involvement and presence of metastasis are factors that decrease survival. Five-year survival is shorter in nodular melanoma than other histopathological subtypes. Five-year survivals were; 90% in localized disease, 52% in local spread, 56% in regional spread, 15% in advanced metastatic disease. Early diagnosis affects prognosis in cutaneous melanoma. For this reason, it is important to raise awareness of the society and ensure that patients apply earlier. Amaç: Bu çalışmada Ege Üniversitesi Hastanesi veri tabanındaki 1992-2017 yılları arası melanom tanısı alan hastaların epidemiyolojik ve genel sağ kalım özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Araştırma ve Uygulama Merkezinin özel eğitimli ve sertifikalı kanser kayıt elemanları tarafından CANREG-4 programı ile kaydedilen 1992-2017 yılları arasında Ege Üniversitesinde kayıtlı 1530 melanom tanılı hastanın verileri toplanmıştır. Kategorik değişkenler arası ilişki varlığı Ki-Kare yöntemiyle değerlendirilirken, gruplar arası nümerik değişkenler Tek Yönlü Varyans Analizi ve Tukey HSD Testi ile karşılaştırıldı. Sağ kalım üzerine kategorik değişkenlerin etkileri Kaplan Meier ve LogRank (Mantel-Cox) yöntemleri ile incelenirken, nümerik değişkenler için CoxRegresyon analizi kullanıldı. Tüm Hipotez testleri 0,05 önem seviyesinde uygulandı. Bulgular: Bin beş yüz otuz melanom olgusunun %53,1’i erkek, %46,9’u kadındı. Yaş ortalaması 54,14±16,537’ydi. Yüzeyel yayılan melanom ve lentigo malign melanom en sık görülen alt tiplerdi. Hastaların takip süresi 0 ile 313 ay arasında değişmekteydi. Ortalama genel sağ kalım (GSK) süresi 147,4 ± 5,3 aydı. Yaş artışı ile GSK süresi azalmaktaydı (p<0,01). Kadınlarda erkeklere göre GSK süresi daha yüksekti (p<0,001). Sonuçlar: Çalışmamızda tanı sırasında ileri yaş, erkek cinsiyet, tümörün in situ olmaması, lenf bezi tutulumu ve metastaz varlığı sağ kalımı azaltan faktörlerdir. Beş yıllık GSK nodüler melanomda diğer histopatolojik alt tiplere göre daha kısadır. Beş yıllık GSK; lokalize hastalıkta %90, lokal yayılım durumunda %52, bölgesel yayılımda %56, ilerlemiş metastatik hastalıkta ise %15’tir. Kutanöz melanomda erken tanı prognozu önemli ölçüde etkilemektedir. Melanomun yüksek mortalite oranı dikkate alındığında; daha erken dönemde başvuruyu sağlamak açısından; toplumsal bilinç düzeyinin olabildiğince arttırılması son derece önemlidir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Ünal, Nalan Gülşen; Demir, Halit Batuhan; Sezak, Murat; Özkök, Serdar; Karaca, Burçak; Karabulut, Bülent; Haydaroğlu, Ayfer;
    Country: Turkey

    Aim: The study aimed to investigate epidemiologic and overall survival (OS) characteristics of esophageal cancers (EC). Materials and Methods: Data of Ege University Cancer Control and Research Center were screened between 1992-2017 retrospectively. Data recorded in the computer program CAN REG-4 were grouped and analyzed in the World Health Organisation and Surveillance, Epidemiology, and End Results systems. Chi-square, Kaplan Meier, and General Linear Model tests were used for statistical analysis. Results: Of the total 117,139 cancers, 19,542 are gastrointestinal system (GIS) cancers. 1,009 (5.2%) of GIS cancers are EC and are 6th. There has not been any statistically significant increase in EC during the 25 years. The median age was 60 (15-90) years. A total of 573 (56.8%) of patients were male. EC was most commonly seen in men aged 60-69 (31%), in women aged 50-59 (25.2%) years. The most common localization was thoracic esophagus (79%). There wasn’t any statistically significant difference between gender according to localization (p=0.33). Squamous cell carcinoma (SCC) was the most common histological type (64.2%). SCC was more common in cervical and thoracic, adenocarcinoma was more common in abdominal esophagus. Half of the patients were diagnosed at a locally advanced stage. Median survival was 12 months. The 1-, 5-, and 10-year OS rates were 50.1%, 17.7%, and 12% respectively. The 5-year OS was 11.2% for men and 25.8% for women, the difference was statistically significant (p<0.0001). The 5-year OS of SCC was 20% and 11.5% in adenocarcinoma. The 5-year survival was 35.1% in local, 15.1% in locally advanced and 7.8% in metastatic stages, respectively. Conclusion: EC was more common in men; the most common localization was thoracic segment. SCC was the most common histological type. Gender and stages are the most important parameters in prognosis. Amaç: Bu çalışmada özofagus kanserlerinin (ÖK) epidemiyolojik ve genel sağkalım (GSK) özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezinin 1992-2017 yılları arasındaki verileri retrospektif olarak taranmıştır. CANREG-4 bilgisayar programına kayıtlı kanser verileri, Dünya Sağlık Örgütü ve Surveillance, Epidemiology, and End Results sisteminde gruplanmış ve analizleri yapılmıştır. İstatistik analizlerde ki-kare testi, General Linear Model ve Kaplan Meier sağkalım analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Toplam 117.139 kanserden 19.542’u gastrointestinal sistem (GİS) kanserleridir. GİS kanserlerinin 1.009’u (%5,2) ÖK olup, GİS kanserleri içinde 6. sıklıktadır. ÖK’de 25 yılda doğrusal artış izlenmemiştir. Medyan yaş 60 (15-90) yıldır. Olguların 573’ü (%56,8) erkektir. ÖK, erkeklerde en sık 60- 69 yaşlarda (%31), kadınlarda 50-59 yaşlarda (%25,2) görülmektedir. En sık yerleşim torasik özofagustur (%79) ve yerleşim yeri açısından cinsiyetler arasında fark saptanmamıştır (p=0,33). Skuamöz hücreli karsinom (SHK) en sık rastlanan histolojik tiptir (%64,2). Servikal ve torasik özofagusda SHK, abdominal özofagusta adenokarsinom daha fazladır. Vakaların yaklaşık yarısı tanıyı lokal ileri evrede almıştır. Medyan sağkalım 12 aydır. Bir, 5 ve 10-yıllık GSK oranları, sırasıyla %50,1, %17,7 ve %12’dir. Erkeklerde 5-yıllık GSK oranı %11,2 ve kadınlarda %25,8’dir, cinsiyetler arası fark anlamlıdır (p<0,0001). SHK’da 5-yıllık GSK oranı %20, adenokanserlerde %11,5 saptanmıştır. Evrelere göre 5- yıllık GSK oranı; lokalize evrede %35,1, lokal ileri evrede %15,1 ve metastatik evrede %7,8 saptanmıştır. Sonuç: ÖK, daha çok erkeklerde, torasik segmentte (orta özofagus) ve SHK histolojisinde saptanmıştır. Cinsiyet ve evre prognozda önemlidir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Ünal, Nalan Gülşen; Yalman, Deniz; Demir, Halit Batuhan; Sezak, Murat; Sezer, Taylan Özgür; Burçak, Şaziye Karaca; Haydaroğlu, Ayfer;
    Country: Turkey

    Amaç: Bu çalışmada mide kanserinin (MK) epidemiyolojik ve genel sağkalım (GSK) özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezine (EÜKAM) 1992- 2017 yıllarında kayıtlı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi kanser verileri retrospektif olarak taranmıştır. CAN-REG-4 bilgisayar programına kayıtlı veriler, Dünya Sağlık Örgütü ve Surveillance, Epidemiology, and End Results sistemlerinde gruplanarak analizler yapılmıştır. İstatistik analizlerde kikare, General Linear Model (GLM), Kaplan Meier sağkalım analizleri uygulanmıştır. Etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: EÜKAM veri tabanına kayıtlı toplam 117.139 kanserden 4.212’si (%3,6) MK’dir. Gastrointestinal sistem kanserler içinde kolorektal kanserlerden sonra ikinci sıklıkta MK (%21,6) yer almıştır. Olguların 2.692’si (%63,9) erkek, 1.520’si (%36,1) kadındır, arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,0001). Erkek/kadın oranı 1,8’dir. MK en sık 60-69 yaşlarda (%28,9) görülmüştür. En sık tümör yerleşimi korpusdur (%31,2), bunu antrum ve kardia izlemektedir. Distal (kardia dışı) tümörler, proksimal (kardia) tümörlerine göre yaklaşık 2,5 kat daha fazladır. Adenokarsinom en sık (%73,6) görülen histolojik alt tiptir. MK, erkeklerde kadınlara göre daha geç evrelerde saptanmış olup, fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,0001). Tanı anında olgularının çoğu lokal ileri evre ve metastatik evrede bulunmuştur. Veri toplanan son 25 yıl içinde MK olgularında sayısal olarak doğrusal artış saptanmıştır (GLM:F=15,9;p<0,0001). MK’de medyan sağkalım 16 aydır. Beş-yıllık sağkalım %28,1 saptanmıştır, erkeklerde %25,2 kadınlarda %32’dir, kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı yüksektir (p<0,0001). Adenokarsinomlar 5-yıllık %22,1 GSK oranı ile en kötü prognozu göstermektedir. Diffüz tip adenokarsinomlarda prognoz, intestinal tipe göre daha kötüdür (p=0,020). En iyi sağkalım oranları beklendiği gibi erken evrededir. Lokalize dönemde tanı konanlarda 5-yıllık GSK %61,8 iken, lokal ileri evrede %32,4 e düşmektedir (p<0,0001). Sonuç: Son 25 yıldaki verilerimizin analizinde yıllar içindeki olgu sayısında doğrusal bir artış görülmüştür. MK erkeklerde ve 60-69 yaş arasında daha sıktır. 5-yıllık sağkalım kadınlarda erkeklere göre daha yüksektir. MK evresi prognozda en önemli parametredir. Aim: The aim of this study was to determine the epidemiologic and survival characteristics of gastric cancer (GC) patients. Materials and Methods: Data of Ege University Cancer Control and Research Center (EÜKAM) between 1992-2017 were screened retrospectively. Data recorded in computer program CAN-REG-4 were categorized according to the World Health Organisation and Surveillance, Epidemiology, and End Results systems and analyzed. Chi-square test, General Linear Model, and Kaplan-Meier survival analysis were used for statistical analysis. Ethical approval was obtained. Results: Out of a total of 117,139 cancers registered in the EÜKAM database, 4,212 (3.6%) were GC. Among the gastrointestinal cancers, GC (21.6%) was the second most frequent after colorectal cancers. 2,692 (63.9%) of the patients were male, 1,520 (36.1%) were female, the difference was found significant (p<0.0001). The male/female ratio was 1.8. GC was most commonly seen between 60-69 years (28.9%). The most common location was corpus (31.2%), followed by antrum and cardia. Distal (non-cardia) tumors were approximately 2.5 times more frequent than proximal (cardia) tumors. Adenocarcinoma was the most common (73.6%) histological subtype. GC was detected at more advanced stages in men than in women (p<0.0001). Most of the patients were diagnosed at locally advanced or metastatic stages. Numerical linear increase was detected in GC cases in the last 25 years (GLM: F=15.9; p<0.0001). The median survival was 16 months. The 5-year survival rate was 28.1%; women had significantly higher 5-year survival rates (32%) than males (25.6%) (p<0.0001). Adenocarcinomas showed poorer prognosis with 22.1% of 5-year survival rate (p<0.0001). The prognosis of diffuse type adenocarcinomas was worse than intestinal type (p=0.020). The best survival rates were achieved in the early stage as expected. The 5-year survival rate was 61.8% at localized stage, while it decreases to 32.4% in the locally advanced stage (p <0.0001). Conclusion: The analysis of our 25 years-data revealed a linear increase in the number of cases over the years. GC was found more common in men and most often between the ages of 60-69. The 5-year survival was longer in women than in men. GC stage was the most important parameter in prognosis.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Acar, Ayda; Yaman, Banu; Yanmaz, Ayris; Yoldaş, Ayşe Hande; Karaarslan, Işıl; Akalın, Taner; Ceylan, Can;
    Country: Turkey

    Aim: We aimed to evaluate the epidemiological characteristics of patients diagnosed as nonmelanoma skin cancer in the database of Ege University Hospital between 1992-2017. Materials and Methods: The data of 8395 patients diagnosed with non-melanoma skin cancer enrolled at Ege University between 1992-2017, recorded by the CANREG 4 program by specially trained and certified cancer registry staff of the Ege University Cancer Control Research and Application Center, were collected and evaluated in terms of age, sex, histopathological diagnosis of the tumor, tumor location, disease stage and treatment methods. While the existence of the relationship between categorical variables was evaluated with the Chi-Square method, the numerical variables between the groups were compared with the Kruskal Wallis and Dunn Test. All Hypothesis tests were applied at 0.05 significance level. Results: 8386 of 8395 patients with non-melanoma skin cancer registered between 1992 and 2017 at the Cancer Research Center of Ege University were included. Of 55.9% patients had basal cell carcinoma, 30.3% had squamous cell carcinoma, 3.6% had malignant cutaneous soft tissue tumor , 3.4% had basosquamous carcinoma, 2.7% had cutaneous lymphoma, 1.4% had malignant cutaneous adnexal tumors, 0.4% had Merkel cell carcinoma and 2.3% had unclassified tumor. Of 57.3% patients were male and 42.7% were female. The average age was 63.3 ± 14.3. Conclusions: In our study most of the cases were epithelial carcinomas. The most common cancer was basal cell carcinoma, followed by squamous cell carcinoma. The least common tumor was the Merkel cell carcinoma. Except Merkel cell carcinoma, the male sex was more dominant. The group with the youngest mean age was cutaneous lymphomas, while the older age group was squamous cell carcinoma. Amaç: Bu çalışmada Ege Üniversitesi Hastanesi veri tabanındaki 1992-2017 yılları arası melanom dışı malign deri kanseri tanısı alan hastaların epidemiyolojik ve demografik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Araştırma ve Uygulama Merkezinin özel eğitimli ve sertifikalı kanser kayıt elemanları tarafından CANREG 4 programı ile kaydedilen 1992-2017 yılları arasında Ege Üniversitesinde kayıtlı 8395 melanom dışı malign deri kanseri tanılı hastanın; tanı yaşı, cinsiyeti, tümörün histopatolojik tanısı, tümör yerleşim yeri, hastalık evresi ve uygulanan tedavi yöntemleri değerlendirilmiştir. Kategorik değişkenler arası ilişki varlığı Ki-Kare yöntemiyle değerlendirilirken, gruplar arası nümerik değişkenler Kruskal Wallis ve Dunn Testi ile karşılaştırıldı. Tüm Hipotez testleri 0,05 önem seviyesinde uygulandı. Bulgular: Ege Üniversitesi Kanser Araştırma Merkezinde 1992 ile 2017 yılları arasında kayıtlı melanom dışı deri kanseri olan 8395 hastanın 8386’sı dahil edildi. Hastaların %55,9’unda bazal hücreli karsinom, %30,3’ünde skuamoz hücreli karsinom, %3,6’sında malign kutanöz yumuşak doku tümörü, %3,4’ünde bazoskuamoz karsinom, %2,7’sinde kutanöz lenfoma, %1,4’ünde malign deri eki tümörü, %0,4’ünde Merkel hücreli karsinom, %2,3’ünde sınıflandırılamayan tümör mevcuttu. Hastaların %57,3’ü erkek, %42,7’si kadındı. Yaş ortalaması 63,3±14,3 idi. Sonuçlar: Olguların çoğunu epitelyal karsinomlar oluşturmakta idi. Çalışmada en sık görülen kanser tipi bazal hücreli karsinomdu ve bunu ikinci sırada skuamoz hücreli karsinom izlemekteydi. En az görülen Merkel hücreli karsinomdu. Merkel hücreli karsinom dışında erkek cinsiyet daha baskındı. Yaş ortalaması en genç olan grup kutanöz lenfomalarken, en ileri yaş gruplu tümör skuamoz hücreli karsinomdu.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Çavuşoğlu, Yüksel; Altay, Hakan; Cahn, Avivit; Çelik, Ahmet Duran; Demir, Şerafettin; Kılıçaslan, Barış; Raz, Itamar;
    Country: Turkey

    Sodium-glucose cotransporter-2 inhibitors (SGLT-2i) are a new class of drugs for patients with type 2 diabetes (T2DM) which inhibit urinary glucose reabsorption in the proximal tubule of the nephron and result in glucosuria, natriuresis and diuresis. in large, randomized clinical trials, SGLT-2i have been shown to reduce major cardiovascular (CV) events and heart failure (HF) hospitalizations in patients with T2DM who have atherosclerotic CV disease or CV risk factors. in these trials, SGLT-2i is have their greatest and most consistent effect on reducing the risk of HF hospitalization. the reduction in HF hospitalization was also observed in subgroups of patients with a HF diagnosis at baseline, which raised the possibility of a clinical benefit of SGLT-2i in HF patients, regardless of the presence or absence of T2DM. in very recently published DAPA-HF trial, a SGLT-2i, dapagliflozin treatment on top of standard HF therapy has been shown to have clear clinical benefits in terms of reducing HF hospitalization, CV mortality, all-cause mortality and improving quality of life in HF patients. This compelling evidence suggests that SGLT-2i have a potential to be an effective treatment option in HF, regardless of diabetes. This article provides a comprehensive overview focused on the role of SGLT-2i in the treatment of HF. Sodyum glikoz ko-transporter-2 inhibitörleri (SGLT-2i), glükoz geri emiliminin sağlandığı böbrek proksimal tübüllerinde glikoz reabsorbsiyonunu engelleyip glükozuri, diürez ve natriüreze neden olarak etkili olan yeni antidiyabetik ajanlardır. Geniş çaplı randomize klinik çalışmalarda, aterosklerotik kardiyovasküler (KV) hastalığı veya yüksek KV risk faktörleri olan tip 2 diyabette (T2DM), majör KV olayları ve kalp yetersizliğine (KY) bağlı hastane yatışlarını azalttığı ortaya konmuştur. Bu çalışmalarda en büyük ve tutarlı etkinin KY nedenli hastane yatışlarını azaltması üzerine olduğu gözlenmiştir. KY nedenli hastane yatışlarına etkisinin KY tanısı bulunan hasta subgruplarında da gösterilmiş olması SGLT2i’lerin T2DM olsun olmasın tüm KY olgularında klinik yararlar sağlayabileceği düşüncesini ortaya koymuştur. Yeni yayınlanan DAPA-HF çalışmasında, standart KY tedavisi üzerine eklenen ve SGLT-2i olan dapagliflozinin diyabet olsun olmasın KY bulunan olgularda KY nedenli hastane yatışlarını, KV mortalite ve tüm nedenli mortaliteyi azalttığı, yaşam kalitesini düzelttiği gösterilmiştir. Bu sonuçlar SGLT2i’lerin KY’de etkin bir tedavi seçeneği olma potansiyeline sahip olduğunu desteklemektedir. Bu derlemede SGLT2i’lerin KY tedavisindeki rolü değerlendirilmektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Turhal, Göksel; Şahin, Fetih Furkan; Öztürk, Kerem; Akagündüz, Özlem; Akyıldız, Serdar; Esassolak, Mustafa; Caner, Ayşe;
    Country: Turkey

    Amaç: Bu çalışmada Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi (EÜKAM) sisteminde kayıtlı olan larinks kanseri tanısı alan hastaların demografik özellikleri ile birlikte malignite kliniğine göre genel sağkalımlarının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: EÜKAM’da görevli kanser kayıt teknik ekibi tarafından kaydedilen 1992-2016 yılları arasında Ege Üniversitesi’nde tanı, tedavi ve takip sürecinde yer alan 3144 olgunun yaşı,cinsiyeti, histopatolojisi, tümör evresi, uygulanan tedavi şekli, takip süresi ve sağkalım durumu retrospektif olarak analiz edilmiştir. Bulgular: 3144 olgunun ortalama yaşı 59.4±10.5 saptanmıştır. En sık histopatolojik tip %97.4 ile karsinom olarak, en sık gözlenen evre durumu %47.1 ile lokal sınırlı evre olarak saptanmıştır. Tüm olgu serisinin 5, 10, 15 ve 20 yıllık genel sağkalımları ise sırasıyla %67, %48.6, %33.8 ve %23.5 olarak bulunmuştur. Sonuç: Larinks kanserleri genel sağkalımında tümör evresi, yaş gibi faktörlerin anlamlı olarak etkili olduğu saptanırken cinsiyetin sağkalım üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı görülmüştür. Ayrıca son yıllarda organ koruyucu tedavi modellerindeki alternatif seçenek ve başarı oranlarında artış olduğu, bunun yanında larinks kanseri insidansında artışın günümüze kadar devam ettiği saptanmıştır. Aim: The scope of this study was to investigate the demographic characteristics of laryngeal cancer and the factors that may effect the overall survival of laryngeal cancer in patients recorded in Ege University Cancer and Research Center (EUKAM) database. Materials and Methods: Data of 3144 laryngeal cancer patients registered at EUKAM between 1992- 2016; diagnosis, age, gender, histopathology, tumor stage, treatment modalities, follow-up period and latest status were retrospectively evaluated. Results: The average age of 3144 patients was 59.4±10.5 years. 94.9% of the cases were male and 5.1% were female. The most common histopathological type was carcinoma with the percentage of 97.4%, and the most common stage was locally limited with the percentage of 47.1%. The 5, 10, 15 and 20-year overall survival rates were 67%, 48.6%, 33.8% and 23.5%, respectively. Conclusion: Tumor stage and age were found to be significantly effective on survival of laryngeal cancers, on the other hand gender did not have a significant effect on survival. In last decades there has been an increase in alternative options and success rates in larynx preservation treatment modalities in recent years, as well as an increase in the incidence of laryngeal cancer.

Send a message
How can we help?
We usually respond in a few hours.